Nov 20, 2014

İtibar Nerede?

Türkiye’nin itibarı ne ile ölçülüyor diye sormak istersek bunun şöyle veya böyle kişi/yapı temelli değil;

Halkın %10’unun işsiz olduğu bir ülke…

Halkın minimum gelir düzeyine oranla Türkiye İstatistik Kurumu’nun verdiği verilerin altında bir hayata mahkûm edildiği, teoride açlık sınıflandırılmasına bile giremediği bir ülke...

Zengin-yoksul uçurumunda Dünya listesinde ilk üçü zorlayan bir ülke…

Basın özgürlüğü konusunda World Press Freedoom adlı kuruluşun verilerine göre Türkiye’nin basın özgürlüğünde sınıfta kaldığı ve 180 ülke sıralamasında 154 sırasında yer aldığı bir ülke…

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün yapmış olduğu araştırmada Türkiye’nin notunun epey aşağıda olduğu bir ülke…

İş güvenliği ve iş hukukunun korunması, sendikal düzenin teşviki gibi konularında milletvekillerinin veya bakanların işçiyi değil işvereni koruduğu (aşikâr deliller) bir ülke…

Gereksiz bütçe harcamalarının ve israfın Cumhuriyet tarihinde görüşmemiş bir anlayışla kullanılması, bununla birlikte yandaş ve adam kayırmacılığı düzeninde devletin malının, imkânlarının hunharca kullanıldığı bir ülke…

Hukuk ve kolluk güçlerinin kişisel menfaat ve saltanatı korumada kullanıldığı bir ülke…

Hukuk organlarına sahip olmaya çalışan bir iktidarın, kendisine muhalif gördüğü kişi veya kurumu yıpratmak veya yok etmek için basın ve kamu yollarını kullandığı bir ülke…

Halkın refah ve yaşam seviyesini düşündüğümüzde bir cumhurbaşkanının çok gerekli gördüğü bir Saray+camii silsilesi ile 1,4 milyar lira tutarında bir harcama yaptığı bir ülke…

Kamu ihalelerinin iktidarın yakın gördüğü kurumlara verilmesi bununla birlikte rüşvet zincirinde bakanların, milletvekillerinin, oğullarının, uzak veya yakın akrabalarının evlerinde para sayma makinelerinin çıktığı bir ülke…

Rüşvetin, yolsuzluğun açık ve net olduğunun belirlendiği fakat bu suçların işlenmesinin önemli olmadığı, bunun ötesinde saltanatı ve adamcılığı, kayırmanın, korumanın önemli olduğu bir ülke…

Yaşanan maden cinayetinde dönemin başbakanının bunun normal olduğunu, tabiat gereği yaşandığını diyebildiği ve akabinde 1800’lerden örnekler vererek sorumluğu üstlenmediği, ilgili bakanların hiçbirinin bile istifa etmediği bir ülke konumundayız.

Birileri itibarı şu sarayla yükseltmeyi düşünüyorsa o halde Türkiye’nin binlerce hatta milyonlarca daha saraya ihtiyacı vardır demektir.

Nov 5, 2014

Türkiye’nin Emevici Muhafazakârları (!)


İnsani ihtiyaçların dışında mal biriktirmek, yığmak dinimizce yasak görülmüştür. Bir ayette bu durum şöyle bildirilir: “O gün biriktirdikleri altın ve gümüşler cehennem ateşinde kızdırılır ve onlarla alınları, yan tarafları ve sırtları dağlanır; kendilerine `Bunlar biriktirdiğiniz altın ve gümüşlerdir, şimdi biriktirdiklerinizin azabını tadın bakalım' denir.” 1
İslam İçtihat prensibinde kişinin malının zekâtını vermesi ile meşru dairede para kazanması ve biriktirmesi ile ilgili bir yasaklama yoktur. Fakat Kuran’da bildirilen ayetlerde mal biriktirmenin ve bu mal ile diğer insanların üzerinde hegemonya kurmasının yani diğer yoksul insanları bir şekilde kendisine esir etmesinin yasaklandığı açıktır. Bunun en büyük örneği Hz. Peygamber’in yaşamıdır. Hz. Peygamber’in yaşamı Müslümanlar için örnektir ve yaptıkları, fiilleri bizlere ile bizlere yol göstermelidir. Peygamber’in birçok sünnetini yani O’nun hayatını yaşamayı kendisine misyon edinen sözde dindar insanlar nedense iş para, mal, servet biriktirmemenin veya zekatı vermenin ötesinde hiçbir şey yapılmaması gerektiği inancını taşımaktadırlar. Bunun toplumda birçok örneğini görmekteyiz.

İslami bir toplumda insanların birbirinden sıyrılması, fakirlik ve zenginlik uçurumunun fazla olması o toplumun dindar olduğunu göstermez. Nitekim günümüz toplumu İslami dindar kıstaslarına pek de uymayan bu anlayıştadır.
 
Hz. Muhammed kendi döneminde insanların hayatlarına müdahale ederken örnek bir toplum oluşturma gayretindeydi. Bir topluluğun diğer insanlardan farklı bir konumda olmasına titizlik gösterir ve onları dille uyarırdı: Örneğin, “Hz. Peygamber Hz. Bilal’in evine ziyarete gider ve evin bir köşesinde hurmaların yığılmış olduğunu görür. Peygamber:  Ya Bilal bunlar nedir? diye sorar, Hz. Bilal; senin için biriktirdim ya Resulullah diye cevap verir. Bunun üzerine Peygamber (sav); “İnfak et ya Bilal infak et, arşın Rabbi eksiltir diye korkma!” Bu hadiseden de anlaşıldığı gibi Hz. Muhammed döneminin toplumunda adaletin hakemi konumundaydı. Bugün de Müslümanlar için Hz. Peygamber’in yaşamı her yönüyle toplum hayatına tatbik edilebilmesi ve özlenen adalet duygusunun yeniden tesis edilebilmesi gerekiyor. Bugünün İslam toplumu vahşi Kapitalist çizginin dışına çıkamayan sözde Müslüman olarak anılmasının ötesinde hiçbir meziyeti bulunmayan bir topluma dönüşmüştür.

“Mal, sadece içinizdeki zenginler arasında dönüp dolaşmasın.” 2 Bu ayet tamda günümüz toplumunda Kapitalizmin anlayışını tasvir etmektedir. Malın sadece elitler ve zenginlerin düzenini sürdürmesinde kullanılan bir metaa olmasıdır. Günümüz Türkiye’sinde gelir adaletsizliğinin ve zengin-yoksul uçurumunun analizinde dünya üçüncüsü olması neyi ifade ediyor olabilir? Peki, Batı toplumunun tesis ettiği adalet mekanizmasında neden Türkiye gibi İslam’ın hilafetini yüzyıllar boyunca üzerinde taşımış bir millet, batının adaletine kıyasla çok çok gerisinde durmaktadır? Neden insanlar açlık sınırının altında bir hayata sürülmektedir?

Bugün gelinen noktada siyasi iradeyi kendisinde bulunduran parti mekanizması on iki yıldan bu yana iktidardadır. Bu parti/gurup, sözde muhafazakâr-demokrat çizgide siyasi otoritesini pekiştirmekte, toplumun kendi merkezlerinde buluşturulması rolünü çok iyi oynamakta, adeta alternatif bir yapılanmanın bulunmamasından ötürü kendilerini basın-yayın organlarında kurtarıcı olarak empoze etmektedirler. Toplumun sağ eğilimi nedense bazı durumları örtmekte, dini değerlerin aşağılanmasını bile görmemezlikten gelmesi ile nasıl bir düzenin içerisinde olduklarını düşündürmektedir.
Ehven-i Şer kavramını ifade etmenin ötesinde belki de imam-hatip, Kuran kursları, camii inşası, diyanet vs. gibi dini gündem yapılmasında bu müesseselerin varlığından, çoğaltılmasından halkın hoşnut olması, İslam’ın kitabı olan Kuran’da bildirilen kıstasların ne ifade ettiği üzerinde düşünülmemesi esasına dayandığı görülüyor. Bu toplum modelinde İslam’ın sadece adının çokça duyurulması, liderlerin Cuma, bayram namazlarında halkı selamlamasının ötesine gitmediği aşikâr…

Bir toplum düşünün ki gece gündüz liderlerinin her ne yaparsa yapsın (olumlu, olumsuz) yanında bulunmaları, haksızlığı örtmeleri, doğruya doğru diyememeleri, adalet duygusunu değiştirmeleri alkışlansın… Bu anlayış dönemin saltanat kavgası içerisinde Emevici düzenin esirleri olmaktır.

Halkın parası ile hiçbir sorumluluk gözetmeksizin saraylar yapılması, maden ocaklarının denetiminin kendilerine bağlanması, istemedikleri bir kuruluşa ihalelerin verilmemesine kadar birçok rant ve rüşvet dünyası yaratılması “Kör Saltanatçı Emevi” düzeninin yeniden ortaya çıkarılmasıdır. Saltanat ve para gücünün kullanılması ile başıboşluk havasında ‘ben yaptım oldu’ dünyası yaratılmıştır.


1 Tevbe Suresi, 35
2 Haşr Suresi, 7

Oct 22, 2014

Türk Dış Politikası ve Romantik Hava

Kuzey Irak veya parçalanmış Irak’ın özerk bölgesi “Bölgesel Kürt Yönetimi” Ortadoğu’nun şekillenmesinde, yeniden dizaynında, siyasi çıkarların ve anlaşmaların yapıldığı stratejik bir bölge olarak şimdilik bu haliyle bırakıldı diyebiliriz.

Hükümet dış politikada atacağı adımları hiçbir romantik tavır içerisinde bürünmeden, “liderlik” veya “gündem belirleyen ülke” sıfatını kendisine yüklemeden menfi çıkarlar gözeterek bir politika üretmesi elzem bir durum olmuştur. Hele sınırların kevgire döndüğü bir ortamda, ateş çemberi içerisinde bir dış politika geliştirmek kolay gözükmüyor. Türkiye’nin bu coğrafyada nasıl bir konumda olduğunu tekrar tekrar gözden geçirmesi, gereksiz gündem oluşturmanın ilerisinde gerekli istihbarat ağını oluşturması, stratejik planların yapılması gerekmekte. Gündelik ve değişken bir dış politika tutumunun aksine istikrarlı ve kararlı tavırların takınılması daha inandırıcı olacaktır.

Hükümet bu romantik tutumun faturasını, öngörü acziyeti sonucunda Musul konsolosluğu personelinin IŞİD tarafından kaçırılması ile gördü. Nasıl pazarlıkların yapıldığı ile ilgilenilmemesini söyleyen Cumhurbaşkanı bunun gerisinde bu olayın neden yaşandığını sorgulamanın gereksiz olduğu imasını verdi. Peki bu olayın aniden patlak vermesinde Türkiye’nin istihbarat ağı hangi konularla meşguldü? Bölgede cereyan eden olaylara karşı nasıl bir ajanlık faaliyetleri planlanmıştı veya planlanmış mıydı?

Türkiye bugün gelinen noktada ABD’nin bilgisi olmaksızın IŞİD’e karşı bir tutum ve yaptırım geliştirilememiş hatta IŞİD’in terör örgütü olup olmadığı ve bu gurubun nasıl yapılandığı, Türkiye’nin hangi konumda yer aldığı konuları aydınlatılamamışken, ABD ve koalisyon güçlerinin ortaya çıkması, akabinde Türkiye’den de bir takım şeyler talep etmesi hükümet adına tam bir hezeyana dönüşmüştür. IŞİD’in Suriye’deki Kobane bölgesine girmesi ile uluslararası kamuoyu oluşturulmaya çalışılmış, Türkiye’nin de bu topraklara girmesi istenmiş, bunun için meclisten tezkere çıkarılmıştır. ABD’nin son talebi ile de peşmergeye Türkiye sınırlarından bölgeye girme izni verilmiştir. Her ne kadar bazı siyaset adamlarının PKK/PYD bağlantısının analizi yapmaya kalkışmanın aslında önemli olmadığını da göstermiştir. Türk halkının açıklamaları Beyaz Saray sözcüsünden öğrenmesi de ayrı bir hezeyandır.
Türkiye’nin strateji geliştirmede nasıl bir konumda olduğu, belirsizlikler içerisinde yarına ait öngörülerin ne olacağı, bölgesel çıkarların tekrar ele alınılması gerektiği önemlidir. Peşmergenin silahlandırılmasına kadar birçok konunun Türkiye için nasıl bir karşılığı olacağı derin düşünülmesi gereken konulardandır.

Bununla birlikte Ortadoğu siyaseti üzerine televizyon programlarında konuya aşina olamamış yerli yersiz konuklar, sözde gazeteci, stratejik bilgi yoksunu analistler birtakım uluslararası haber ajanslarının yapmış olduğu yayınları, araştırmaları kullanmakla yetinmekte, referansları bu sınırlar dışına çıkamamaktadır. Bunun en önemli nedeni de Türkiye’de araştırmacı gazetecilik yapan insanların olamayışındandır. Savaş muhabirliği yerine ofis haber çevirmenliği yapılmaktadır. Kalifiye gazetecilik yapan, eleştiren, soru soran bir habercilik anlayışı her geçen gün gerilemektedir. Bu da siyasi yapının nasıl bir Türkiye özlemi içerisinde olduğunu gösteriyor…

Oluşturulan medyanın hangi konularda nasıl haber yapması direktifi verilmesi ile tarafsız medya ağının her geçen gün gerilediği aşikardır…

Sep 22, 2014

İslam’da Cihad


Birçok Müslümanın hatta batılının cihad kavramı hakkında yeterince bilgiye sahip olmadığı veya bu konuyu eksik bildiği anlaşılmaktadır. Müslümana göre cihad yalnızca savaşta haklı gerekçe ile kan dökmek olarak yorumlanmakta; Batılı/gayrimüslim veya İslamafobi düşüncesinde hareket eden insana göre ise cihad (Jihad) adam öldürmek olarak anlaşılmakta ve bunun da İslami bir referans ile yapıldığını düşünmektedir.

Cihad kavram itibariyle “cehd” kökünden türetilmiş bir kavramdır. Bu kelime gayret etmek, çabalamak, çalışmak anlamlarına gelmektedir. İslam’da şüphesiz şartlar oluştuğu takdirde Cihad’ın yani savaşmanın meşru müdafaa rolü oluşabilir. Eğer bir topluluk/ülke üzerine savaş açılması hiçbir gerekçe gözetmeksizin yalnızca adam öldürme veya vergiye bağlama düşüncesinde hareket ediliyorsa bunun dünyevi yönü tartışılabilir; fakat İslami yönden bunun tasvip edilmediği anlaşılmaktadır. Bir Hadiste Hz. Muhammed (sav) gerekçesiz bir ülkeye saldırmayı temenni edilmemesi eğer savaş koşulları oluşsa bile bundan kurtulmanın yollarının aranması gerektiğini bizlere bildirmektedir.

“Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz. Karşılaştığınız zaman da sabır ve sebat gösteriniz.” [1]

Bir diğer Peygamber’in sözünde ise Cihad’ın yani gayret ve çabanın savaş ile sınırlı tutulamayacağı anlaşılmaktadır:

“Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad ediniz.” [2]

Bu Hadiste müşrik yani Allah’a şirk koşanlara karşı Müslümanların nasıl bir tavır içeresinde Cihad yapabileceği öğütlenmektedir. Bir Müslüman ülkesi menfaati gereği bağlı bulunduğu İslam toplumunu ön planda tutması gerektiğini yani ekonomik yönden de Cihad’ın mümkün olabileceği anlamı çıkmaktadır. Örneğin; İslam toplumunun kalkınması ve gelişmesi için bir yapılanmaya gitmesi gerektiği anlaşılır. Diğer anlatımda ise meşru müdafaa hakkının doğmasında sonra, zulüm ve haksızlığa karşı son çarenin savaş olacağı ve Müslümanların da canları pahasına bu savaşa katılmaları emrolunur. Dille Cihad ise İslam’ın barış, adalet, insan hakları mesajının en iyi ve etkili bir şekilde anlatılması ve Müslüman olmayanların bu konulara karşı dikkatinin çekilmesi vurgulanmaktadır. Dil ile cihadın etkili bir şekilde yapılabilmesi için de İslam düşüncesini benimsemiş, gereği kadar bilgi birikimine sahip kişiler tarafından yapılması da bu açıdan önemlidir.

İslam’da Savaş Hukuku
İslam’da savaş konusu, belki de bazı ahkâm konularından çok daha fazla işlenmiş, adalet vurgusunun savaşta dahi korunması prensibi çok önemli görülmüştür. Bir ayette Allah, Müslümanların savaş ile karşılaşılabileceği fakat bunun adalet duygusuna zarar vermemesi gerektiğini bildirmiştir:

“Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez” [3]

Tarihten bu yana İslam toplumu birçok savaş ve istilalar ile karşı karşıya gelmiştir. Fakat savaşta karşı karşıya gelen tarafların uymak zorunda olduğu birçok konu vardır. Savaşın tahakkuk etmemesi için elçiler vasıtasıyla sulha davet esastır. Sulh sağlanamıyorsa, vergi (Cizye) ödemesi şartı aranır. Taraflar eğer savaşı kabul ederse savaş yapılır. Fakat şu hususlarda İslam Savaş Hukukunun korunması gerektiği ayet ve hadislerde bildirilir. Aman diyen yani teslim olana karşı tutum, savaşta ölenlerin bedeni ile oynama, İslam’ı kabul edene (Sadece dille söylemesi yeterlidir, kalple inanmasa bile), yaşlı, çocuk, kadın ve hasta insanlara karşı saldırmanın kesinlikle yasak oluşu, mamur (inşa edilmiş yapı veya ev) malzemelere karşı yapılacak tahribat (özellikle Kilise veya Sinagog gibi), rehinelere karşı zulüm ve işkence, namusların ve şereflerin lekelenmemesi gibi daha birçok konu hakkında İslam Savaş Hukuku esas alınır. Bunlara aykırı hareket edenler ise cezalandırılır. Hz. Muhammed (sav) devrinde bu uygulamalar çok sıkı kontrole tabi tutulmuştur. “Sulh (daima) hayırlıdır” [4] ayeti ile İslam’ın mesajının savaş ile değil barış ve sükunet ile sağlanması gerektiği Allah tarafından istenmektedir. Zulme, adaletsizliğe karşı caydırıcı gücün de savaş/ordu ile sağlanacağı vazgeçilmez bir gerçektir.

Günümüzde yaşanan kargaşa ve savaşlara bakıldığında İslami ilkelerin çok çok gerisinde hareket edildiği görülmektedir. Birinci Dünya Savaşı’nda Asya’da demiryolu işinde çalıştırılan esirlerin durumundan tutun, Almanya’da, Polonya’da Yahudi damgası ile ortalıkta dolaşmanın ve sinek kadar değerin olmadığı toplumda İslam’ın Savaş Hukuku’nun ne demek olduğunu ve her ne kadar savaş arzulamamanın ötesinde toplumların İslam Savaş Hukukuna da ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Şüphesiz savaş insanoğlunun bir hırsıdır, kötü yönüdür. Savaşta cihad yine adaletsizliğe bir başkaldırı olması gerekir.


[1] Buhârî, Cihâd 112; Müslim, Cihâd 20. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 89
[2] Ebû Dâvûd, Cihâd 18. Ayrıca bk. Nesâî, Cihâd 2, 48
[3] Bakara Sûresi,190
[4] Nisa Sûresi,128

Aug 26, 2014

Ahlaki Değer Siyaset Üstüdür

Türkiye’de bir dönem sağ-sol düzlemde bir politika yürütüldü. Bugün ise sağ partinin veya sol partinin tam olarak ne istediği, felsefesi, ideolojisi anlaşılamamakla birlikte aynı düzlemde iki kutup siyasi oluşumun ne yazık ki ülke menfaatlerine uygun bir uzlaşı tavrı da mümkün olamamakta… İktidar otoritesini daha da artırmanın gayretiyle önünde kapalı kapı, hiçbir engel olmadığı kanısında; bununda çıkış noktasını sandıkta aramakta… Attığı her adımı halkı göstermenin peşinde, sandığı yani iktidar gücünü bu mekanizma içerisinde kullanmaktadır.


AKP oylarının yüzdesi ele alındığında bir iki seçimle yerelde %43 son genel seçimde ise %49’luk bir oran karşımıza çıkıyor. Evet, bu bir siyasi başarıdır. Fakat siyasi başarıların geri planına baktığımızda romantik havada putlaştırılan bir liderin her yaptığını makul gören bir halk kitlesi yaratıldığı ve hiçbir muhalif tavrın kabul edilmediği bir anlayışa sürüklenmiştir. Bir siyasi parti liderinin meydanlarda fikir ve düşünce insanlarına hakaretler yağdırmasına alkışlarla arka çıkılmasının arkasında psikolojik bir harbin yürütüldüğü anlaşılır. Türkiye siyasi tarihinin hiçbir döneminde insanların meydanlarda hedef gösterildiği “sahte peygamber”, “alim müsveddesi” (ki bu kişiyi yıllardır övdünüz), “aşağılık kadın” gibi ifadelerin arkasında duran bir halk yığını görülmedi. Bu ifadeler belki de Hitler, Mussolini, Mao dönemlerinde muhaliflere karşı kullanıldı.

Dindar gençlik ifadesi bana hiçbir şey ifade etmiyor. İnsanlar dini duyguların ifadesinde öyle bir gençlik yaratacağız ki bunlar “AKP dindarlığının gelişmesini sağlayacak, büyüyecek ve daha da büyüyeceğiz” felsefesine uydurulmak isteniyor. Bunlar sadece AKP değerleri ile dindar olacaklar, eleştirmeyecekler, yeri geldiğinde ses çıkarmayacaklar, üstleri tarafından papaz elbisesi giymeleri istenirse ona uyacaklar, yani dini değerler onlar için çalışacak, onlara itaat edecek… Böyle bir dindarlık, değersiz, aşağılanmış bir din anlayışı ve bu yığınları münafık, çıkarları için yaşayan bir hale getirecek…

Siz belki %99 bir oyla sandıktan çıkabilirsiniz. Halkın kurtuluşunu kendinizde gösterebilir, reklamınızı çok iyi pazarlayabilirsiniz. Diğer %50’lik durumu yok sayabilirsiniz. Önünüze çıkabilecek engelleri kin ve adavetle yok etmek isteyebilirsiniz… Peki bu sizin haklı olduğunuzu gösterebilecek mi?

Değer aşılamaktan bahsetmek istiyorum;
Değer, insanların birbirleri arasından müşterek duygu alış verişi neticesinde oluşan durumdur. Anadolu coğrafyasında müşterek değer olarak görebileceğimiz birçok durum söz konusudur. İnsanların bir arada yaşama kültürü bu coğrafyada daha da güçlüdür. Komşuluk ilişkileri, akrabalar arası münasebetler her ne kadar azalsa bile yine de dünyaya oranla biraz daha ileridir. Bir parti düzeninde ise senden olmayana her zaman öteki gözü ile bakılır. Muhalefet anlayışı da böyledir. Muhalif asla sözlerine itibar edilmemesi gereken, eğer bu parti bağnaz ve benci zihniyette ise aynı karede görünmemek, tokalaşmamak daha da eftaldir. Bugün bu durum tamamen parti düzleminden taşarak halk düzlemine AKP ile sokulmuştur. Aslında 70’lerde sağ-sol çatışması bugün silahsız olmakla birlikte bağnaz, kültürsüz, değersiz bir çizgide radikal söylemlerle sürdürülmektedir. Bir muhalifin iyisine iyi demek ayıp olmuştur onların mecralarında…

Politika, demokrasi gibi kavramlar modern dönemde insanların birbirleri ile olan ilişkilerini, menfaatlerini düzene sokmak, tanzim ve tenkit yolu ile daha iyiye ulaşma gayretleri olarak görülmektedir. Politika iyiye ulaşmada bir çaba mekanizması olarak kabul edilecekse bunun dili-üslubu-tavrı yine modern insana yakışır bir şekilde müşterek konularda birlikte hareket etme, fikir alış verişi yapma, tenkit üslubunu iyi kullanmak gerekecektir. Siyasi tavrın her zaman meşru görülmesi bunun çıkış noktasının seçim ve sandık olacağı anlamına gelmesi büyük sorunları da beraberinde getirecektir. Kendi lehine yasa çıkarmak, istediği kurumu etkileyebilecek konuma gelmek, iktidar gücünü menfaatine kullanmak da halkın verdiği oy ile ölçülecekse bunun ötesinde çok farklı bir durum var demektir.

Biz eğer bir toplum hayal ediyorsak;
İnsanlar arasındaki kavgaları, kutuplaşmaları yaratacak bir duruma izin vermeyeceğiz. Yatıştıracağız. Sükut edeceğiz bazı duygusal durumlarda… Tekme, tokat atmayacağız…
Halkın menfaatine uygun kararlar alacağız. Kendi dünyamızı kurmayacağız. Halkın dünyasını genişletecek, kendimizi kurtarıcı olarak göstermeyeceğiz onların önünde…
Kini, adaveti, saldırganlığı öğütlemeyeceğiz milyonlar/yığınların önünde…
Sevgi toplantılarına gidip azarlamayacağız milleti, istemediğiniz yerden soru sorulunda terslemeyeceğiz gazetecileri, düşünürleri…
Bugün böyle, yarın böyle olacağız demeyeceğiz, istikrarlı olacağız, ne istediğimizi bileceğiz, on yılların vizyonunu ve düşüncesini çizeceğiz…İki günde on yılların düşüncesini değiştirmeyeceğiz, O gömleğin ağır yükünü çekeceğiz…
Öfkelenmeyeceğiz, kızmayacağız halka, onlara hizmet için o koltuğa getirildiğimizi bileceğiz, terslemeyeceğiz “senin oyun senin olsun” demeyeceğiz. O konuma layık olacağız…
Bunları uygularsak o zaman 76 milyonun reisi olma hakkını elde ederiz.

Aug 19, 2014

Zulüm Karşısında Tavır Almak…

Dünya üzerinde birçok millet adalet duygusunun yöneticiler tarafından hayatlarına tatbik edilmesini isterler. Adaletin tesisi için oluşturulan hukuk kuralları toplumsal uzlaşı ile mümkündür. Bir toplum veya yönetici sınıfı diğer toplulukların aleyhine karşı aldığı hukuki kararları belirli bir mekanizmada işletir ve uygularsa bu adaletin tesis edilmiş olduğu anlamına gelmez. Her toplumda haklı ile haksızın ayırt edildiği ve ceza mekanizmasının işlediği bir adalet anlayışı vardır. Adalet, aslında yaratılışta verilen vicdani duyguların yazılı ve tatbiki olarak toplum üzerinde hakim ve bağlayıcı olması ile mümkündür. İnsanların sahip olduğu değerleri ele alırsak bunların başında yaşamın devamlığı için adalet duygusunun tesis edilmesi zorunluluğu doğmaktadır. Yeryüzünde bulunan bütün dinlerin ve felsefi öğretilerin insanların adalet duygusuna hitap ettiğini bilmekteyiz. Nedir bu insanların ortak adalet anlayışları? İnsanların birbirlerinin haklarına tecavüz etmemesi gerektiği, haksız kazanç ve çalmanın olmaması, her bireyin diğeri ile eşit olması, gelire oranla vergi sistemi olması gibi…

Peki her hukuk kuralı adaleti doğurur mu? Firavun’un da bir hukuk mekanizması vardı. Yakın tarihte Hitler devriminin de oturduğu bir hukuk sistemi vardı. Bu zulmün meşru/resmi kanallarla belirlenen hukuk sisteminin içerisinde işletilmesi demek adaletin yaşatıldığı anlamına da gelmez. Günümüz hukuk dünyasında tartışılan en büyük sorunlardan birisi de insanlığın sahip olduğu adalet duygusunun meşrulaştırılmış hukuk kuralları ile bir dayatma mekanizması haline gelmesi ve toplum üzerinde bir tahakküm aracı haline dönüşmesidir. Kamu düzeninde meşru sayılan bu hukuk mekanizmasında halkın yönetime olan bağlılığı ve demokrasi söylemleri kullanılarak bir sistem oluşturulmaktadır.

Günümüzde ise adalet duygusunun zedelendiği birçok durumla karşı karşıya kalıyoruz. Fakat bunların da ötesinde siyasi mekanizmanın içerisinde yer alan insanların bu hukuksuz ve sindirme politikasına karşı bir tutum sergileyememeleri çok daha vahim bir durumdur. Adaletin tesisinde halkın kabul gördüğü değerleri yok saymak yöneticilik vasıflarında yer alamaz. Hz. Muhammed (sav) bir hadisinde bu durumu şöyle anlatmaktadır:

"Sizin üzerinize birtakım emirler, yöneticiler tayin olunacaktır. Onların dine uygun olan işlerini iyi bulur, uygun olmayanlarını ise hoş karşılamaz, tenkit edersiniz. Kim hoş karşılamaz, kerih görürse günahtan korunmuş olur. Kim de tenkit eder, onların kötülüklerine engel olmaya çalışırsa, kurtuluşa erer. Fakat kim de razı ve hoşnut olur, onlara uyarsa isyan etmiş olur." [1]

Bu durumun vuku bulması, adalet duygusunun birtakım kişilerin eline geçtiği anlamına gelmekte, belirli bir gurubu ve çalışmaların yok edilmesinde adavet ve kin duygusu ile hareket edildiğini göstermektedir.

Bir diğer hadiste ise insanların zalimin karşısındaki tutumunun nasıl olması gerektiği anlatılmaktadır:

"Şüphesiz ki insanlar zalimi görüp de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah'ın kendi katından göndereceği bir azabı hepsine umumileştirmesi yakındır." [2]
Bu hadiste insanların zalim bir düzen içerisinde yönetime devam edemeyeceği bildirilir. Bunun neticesinde ise gelecek felaketin umuma ait olacağı yani zulmü karşı ses yükseltemeyen halkın, ileri gelenlerin, yardımcıların vb. kişilerin tamamına bir ceza isabet edeceği ifade edilmektedir.

“Topluluklar nasıl bir yönetime layık ise o şekilde yönetilir.” düsturu her zaman dile getirilir fakat halkın yönetime dahil olması demokratik sistemin gereği ise yönetime getirmiş olduğu yönetici taifesini yine indirmek veya değiştirmek de kendi elindedir. Eğer zulümde devam ediliyorsa sorumluğu buna tavır alınmamasından kaynaklanır.  "Cihadın en faziletlisi, zalim sultanın karşısında hakkı ve adaleti söylemektir. " [3] Her müslümanın haksızlıklar karşısında durması insani bununla birlikte dini bir görevidir.

Son olarak da bu ayette Allah, bir medeniyetin yok olmasında yöneticilerin payının ne olduğu, nasıl bir durumda oldukları bildirmektedir:

"Biz bir ülkeyi/medeniyeti mahvetmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşlarına emirler yöneltiriz/onları yöneticiler yaparız da onlar, orada bozuk gidişler sergilerler. Böylece o ülke/medeniyet aleyhine hüküm hak olur; biz de onun altını üstüne getiririz." [4]




[1] Müslim, İmare 63
[2] Ebu Davud, Melahim 17; Tirmizi, Fiten 8; Tefsiru sure (5), 17. Ayrıca bk. İbni Mace, Fiten 20
[3] Ebu Davud, Melahim 17; Tirmizi, Fiten 13. Ayrıca bk. Nesai, Bey'at 37; İbni Mace, Fiten 20
[4] İsra Suresi, 16

Aug 14, 2014

Toplumsal Ahlak

Dünyanın hemen hemen her yerinde insanlar toplumsal hayatın tanzim ve tamir edilmesinde genel ahlaki değerlere bağlı olmaları istenir. Bu değerleri yasalar ile korur. Adalet mekanizmasının içerisine dahil edilir. Yazılı veya yazısız olarak toplum bunu benimser ve uygular.

Doğuda Budizm ve Hinduizm, Batıda Hristiyanlık ve İslam, Afrika’da Animizm, Amazon’da yaşayan yerli halkların dinlerine kadar Dünyanın her yerinde insanlar topluluk olarak yaşayabilmesini bu ahlaki değerlere sahip olmalarına borçludurlar. Hatta bunu sadece dini değerlere indirgemek yanlış olur. Herhangi bir dini inanca mensup olmayan insanlarda da insani ahlak değerlerine sadık olarak yaşamaktadırlar. Yalan söylemenin, başkalarının malını haksız yere almanın, öldürmenin kötü bir davranış olduğu her toplumca kabul edilir.

Günümüz toplumunda ahlak veya etik değerlere sahip olmanın vicdani boyutunu ele alırsak birkaç konuda bunun nasıl algılandığını çözümleyebiliriz.

Vicdan, insanın insan olma güdüsünün veya iyilik duygusunun kendisinde yaşattığı bir ahlak çözümlemesidir. Her insanda olabildiğince iyiyi iyi görme, kötüyü de kötü bilme mekanizması var olduğu kanısındayım. Belki de insan yaratılmadan önce “Kâlû Bela” olarak bildiğimiz bu dönemde Allah’a verilen sözün kalpte tekrar hatırlanmasını biz vicdan olarak hissediyoruz. Vicdan her zaman doğruyu görmede veya hissetmede Allah’ın insana vermiş olduğu bir “ahlak mekanizması” olarak düşünülebilir.

Vicdani boyutta insanın sığınabileceği başka bir mekanizma da tercih yaparken Allah’ın yardımını istemesidir. İnsan tercih yaparken veya yaptıktan sonra “Kader” gerçeği ile hareket ediyorsa “tevekkül” eder ve bunun kendisini rahatlattığını söyler. “Allah'a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter.” (Azhap Suresi, 3)

Tevekkül, imanlı insanların Allah’ın kaderde her şeyi bir hikmet üzere yarattığı ve kendisini yapacağı fiillerde koruyacağı veya en iyisini yaratacağı inancı demektir. İslam inancında insan yaptığı fiillerden mesuldür. İman etmek ise Allah’ı kabul etmektir. Yapacağı fiillerde ise kötü bildiğini kötü, iyi bildiğini iyi biliyorsa da Ehli Sünnet anlayışında Müslümandır. Velev ki kötülük yapsa bile bir gün tövbe etmeyi umuyorsa, ümidi varsa yine Müslüman olarak kabul edilir. Fakat “tevekkül” noktasında Müslüman Allah’ın kendisi için yaratmış olduğu kaderi inkâr veya ümitsizliğe düşüp “Allah’ın onu affetmeyeceği veya ıslah etmeyeceğine inanırsa” İslam dairesinden çıkar. Bu aslında İslam’ın iman esasları konusundandır. Tevekkülsüz yapılan iş veya tevekkülü etmeyi, hayrı istemeyi terk eden Müslüman da kader konusunda şüphe ediyor demektir. Bununla birlikte tevekkül anlayışı tedbir ile bir anlam ifade eder. Tedbirsiz yapılan işlerin neticesinde Allah’ın kendisini cezalandırdığını düşünmesi de abesi iştigaldir.

Günümüz toplumun birçoğu daha çok maddi menfaatlerin getirisi ve bunların kendisini nasıl daha fazla rahat ettirebileceği hesapları ile ilgilenmektedir. Sosyal ve ticari hayatta birçok değerden bi’haber olarak yaşamakta, hayatlarını bu doğrultuda devam ettirme gayretindedir.

İslam’ın öngördüğü sosyal hayatın ne istediği, Müslümanın dertleri ile hem dert olunmadığı, ev Müslümanlığı denen bir hayat modeli konularında pek bir fikir yürütmedikleri görülmektedir.

Narkozlanmış bir Müslüman modeli, iyiye iyi deme, kötüye tavır alamama, hizipleşen İslami toplum modeli demek İslami değerlerin baltalanması demektir. Eğer bir toplum bazı değerlerin korunabilmesi için hiçbir şey sarfetmiyorsa “Marka Müslümanlığı” konumuna gelmiştir.

Bir parti mensubunun yapmış olduğu konuşmayı eleştiremeyecek kadar dini ve manevi değerleri kaybetmişse, bu toplum körü körüneci bir mekanizma içerisinde dünyevi çıkarların manevi değerlerin önüne geçtiğinin göstergesidir.

Dini değerlerin tahribi, haksızlığa karşı vurdumduymazlık, yalanı-hakareti-hırsızlığı görememe, bunlarla birlikte sindirme, aforoz etme gibi zalimane bir tavır içerisine girmek toplumun Kuran’a tarif ettiği “İnsanların çoğunun yanlışı görmediği” ayeti ile mutabıktır.

“Onlar, Allah’ı bırakıp, Allah’ın kendisine hiçbir delil indirmediği, kendilerinin dahi hakkında bilgi sahibi olmadıkları şeylere tapıyorlar.”  [1] Bu ayette bildirilen Allah’ın delil getirmediğini düşünen insanların menfaatleri gereği ses çıkarmaması ve bunlara Allah’a tapar gibi tapmasını işliyor.

“Kim bir karış miktarı bir yere haksız olarak zulümle sahip olursa, o yerin yedi katı boynuna geçirilir.” [2] Bu hadiste ise insanların zulüm ile haksız yere diğer insan topluluğu üzerinde tahakküm kurması, onların mallarına sahip olmaya çalışması, yerle bir etmeye çalışmasının Allah katında cezaya mahkum edileceği haber verilmektedir.

“Sakın zalimlerin yaptığından Allah’ı gafil sanma! O, sadece onları, gözlerin dehşetten donup kalacağı, bir noktaya dikilip bakacağı bir güne erteliyor”  [3] Allah’ın zalimlik yapanların elbet bir gün nüsranlı bir sonla cezalandırılacakları bu ayette bildiriliyor.




[1] Hac suresi, 71
[2] Buhârî, Mezâlim 13, Bed’ül-halk 2; Müslim, Müsâkât 139-142. Ayrıca bk. Tirmizî, Diyât 21
[3] İbrahim sûresi, 42


 

Aug 8, 2014

Işid radikallerin içinde bir fenomen mi?


Peygamber Efendimizin Ahirzaman’da gerçekleşecek olayları bildirirken Müslümanların başlarında bir emirinin bulunmayacağı bir dönemden bahseder. Emirin yani Halifenin bulunmamasının da Müslümanlara cefa ve zulüm getireceği bildirilir. Fitnelerin, kargaşaların, savaşların yaşandığı bu dönemde Müslümanların adeta sahipsiz bir koyun sürüsü gibi ortalıkta ne yapacağını kestiremeyen bir halde bulunacakları da yine hadislerde konu edinilir.  

İslam dünyasında yaşanan kargaşaların temel nedeni halkın yöneticilerine olan bağlılığının zayıf olması ve güven tesis edilememesi, bu yöneticilerin de Müslüman halkın lehine bir yönetim sunmamasından kaynaklanmaktadır. İslam’da yönetim esasları ele alındığında bir Müslümanın istenmeyen veya sevilmeyen bir yönetim karşısında (dine bir müdahale olmaksızın) karşı bir tavır geliştirmemesi buna karşı sabır göstermesi de hadislerde işlenen konulardandır. Fakat Müslümanlar arasında tefrikaya neden olabilecek, dini hükümlerin zedelenmesi durumunda ise yöneticinin uyarılması veya değiştirilebilmesi de ön görülür.

İslam’da yönetici halka zulüm yapamaz. Tek başına hareket edemez. Kendi menfi çıkarları veya konumunu düşünerek Müslümanlara zulüm yapamaz. Örneğin; İmam Azam’ın kadılık makamını kabul etmemesi ve Ehli Beyt’e karşı muhabbeti neticesinde dönemin Abbasi Halifesi tarafından hapise atılması, işkence görmesi gibi konular İslam yöneticisi konumunda olan kişinin zulüm yapması durumunda yargı mekanizmasının çalıştırılması gerekliliğidir.

İslam dini yönetim konusunda adeta kılı kırk yaran bir anlayıştadır. Hadiste bildirilen bir hususta devlete ait bir malın çalışması sonrasında ölen bir adamın Hz. Muhammed tarafından cenazesinin kılınmaması gerektiği Allah tarafından bildirilmiştir. Bu hadiseden İslam mali makamlarının denetlenebilirliği ve şeffaf olması gerektiği önemle vurgulanır.

Günümüz İslam toplumuna baktığımızda en önemli sorunun yönetim ve yönetici ilişkilerinin bir mekanizmada işlemediği ve bu sorunun da halk nazarında tenkit edildiği gerçeğidir.

Ortadoğu’da yaşanan ayaklanmaların çoğu Sn Ekmeleddin İhsanoğlu’nun ifade ettiği gibi “Arap yöneticilerin sonbaharı” olarak okunması gerektiğini söylemektedir. Gerçekten geçmiş yarım yüzyıla baktığımızda İslam Dünyasında yaşanan krizlerin yönetici ve halk ikileminde yaşanan sorunların varlığından ibarettir. Yaşanan bu baharlarda ise halkın yönetime olan tavrının örgütlü bir şekilde eleştirilmesi ve yıkılması gerektiği inancı kısmen başarıya ulaşmıştır diyebiliriz. Bundan sonraki adımlarda keyfi yönetim anlayışının biraz daha sorgulanması gerektiği halk hazarında daha güçlü ifade edilebileceği kanısını doğurmaktadır. Fakat bu baharların ardından diğer bir taraftan radikal gurupların ortaya daha güçlü çıkması da diğer bir yönetim açığı sorunudur.

Yönetim ve yönetici açığı aslında istikrar ve halkın bütünleşememesi sorunlarında ileri gelmektedir. Ortadoğu’da emperyalist güçlerin varlığı ve bu işgallere karşı hiçbir şeyin yapılamaması halkı ümitsizliğe götürmüş yeni bir lider arayışı algısını doğurmuştur.

Bunların akabinde ise durumdan fırsat bilen radikal guruplar ortaya çıkmış ümitleri kırılmış cahil Müslümanların bazılarının desteğini alabilmiştir.

Günümüzde El-Kaide ve Işid örgütlerinin var olabilmesinin başlıca birkaç nedeni olduğu kanısındayım. Yeterince kendilerinin savunulmadığını düşünen işgali yaşamış Müslüman halkların son bir çare olarak ayaklanmayı tercih etmeleridir. Fakat El-Kaide’nin çıkış noktası Rus İşgaline karşı idi. O dönemde ABD eksenli bir destek kampanyası da yürütülmüştü. Ruslara karşı ABD diğer bir kozunu da kullandı. Fakat günümüzde yaşayan bazı Müslüman halkın gözünde bu örgütlerin varlığı tamamen ‘fenomen’  bir imajdadır.


Siyah Bayraklı Işid Militanları

“Doğudan siyah bayraklılar, batıdan da sarı bayraklılar hareket edip Şam’ın göbeği denilen ‘Dimeşk’ de karşılaştıkları zaman, işte bela o zamandadır.” (Naim bin Hammad, Fitneler Kitabı, Cüz 1 sf.272)



Birçok hadisi şerifte geçen “Siyah Bayrakların”  Hz. Mehdi döneminde İslam adına ortaya çıkacağı, adaleti tesis etmek için halkı kendisine çekeceği hatta ‘buzun üzerinde sürüklenmek’ pahasına ona katılınması gerektiği bildirilmektedir. Militan ruhuna sahip olan ezilmiş Müslüman kesim de bu hadisleri referans alarak “cihad” nasıl olması gerektiği fikrinden uzak bir şekilde körü körüne bu ateş mekanizmasına sürüklenmektedir. Hatta Işid ve El-Kaide gibi bir örgüte Avrupa ve Amerika’dan katılım da söz konusudur. İslam dininde devletin savaşı ilan etmemesi veya mevcut yapıda bulunan Müslümanların ırzlarına, namuslarına, topraklarına bir müdahale olmaksızın birilerinin Cihad’ı kendi namlarına üstlenmesini “fitne” olarak sayar. İslam’a göre savaşı Müslümanların emiri/yöneticisi başlatır. Ki burada keyfi bir uygulama, halkın desteği ve istişare heyetinin görüşü olmaksızın bu iş gerçekleşemez.

İslam Dünyası bölünmüşlüklerin içerisinde bir takım gurupların başıboşluk hava içerisinden yararlanarak halka zulüm etmesi, kendi menfaatleri doğrultusunda ortaya çıkmaları kabul edilemez. İslam Dünyası çok büyük bir karar verme mekanizmasının yani İslam İşbirliği Teşkilatı gibi bir örgütün işlemesi ve bünyesinde Nato gibi bir pakt oluşturması ve caydırıcılık rolü üstlenmesi görüşündeyim. Aksi halde bu gibi gurupların varlığı hem İslam’a zarar vermekte hem de Müslüman halkların şevkini ve azmini kırmaktadır. Halifelik makamının belirli bir soyun sürdürülmesi anlamına geldiğini düşünenler için de şunu söylemek isterim. Halifelik makamı, Müslüman milleti adına bir karar verme yani istişare makamıdır. Seçim ile iş başına gelebilir, umuma ait meselelerin görüşülmesi ve karara bağlaması yolunu izler. Hizipleşmeye ve bedevi çıkarları korumayı esas alamaz.
 

Jul 30, 2014

Dear non Muslim

Dear non Muslim,

We are not your enemy. You are not our enemy. Islam does not say to kill the non Muslim. When Quran talks about killing non Muslim, the context is Muslims were at war with non Muslims, a war Muslims didn't start (Muslims are not allowed to start a war). The verse was revealed then. To kill them (not to run and hide). Even when killing them not to kill children, women, innocents, ...
animals, trees, their worship places, etc. And if the enemy surrenders give them full security. That is what Quran says.

Do you think these days when enemy surrenders (in fear or not) the US gives them full security?
Torturing people to death, Guantanamo Bay, Abu Ghraib, secret prisons, lifetime in prisons without any trial, gang raping teens and burning them with their families?

The US and Israel govt wants you to hate Muslims. If you want to know Islam read Quran just once. You cannot judge a Ferrari by a bad driver.

Islam prohibits killing innocents and suicide, and also lying. There is nothing called "taqiyya" in Islam. You cannot learn Medicine from books of Accounts, likewise you cannot learn Islam from Media. You have to read Quran. Lying is a major sin in Islam. So is killing.

If anyone killed a person not in retaliation of murder, or (and) to spread mischief in the land - it would be as if he killed all mankind, and if anyone saved a life, it would be as if he saved the life of all mankind. [Quran 5:32]

Religion is not mentioned.
Race is not mentioned.
Age is not mentioned.
Country is not mentioned.
Gender is not mentioned.
Color is not mentioned.


Like you say Saddam/Osama represents Islam we can say Hitler/Bush represents Christianity. In the last 50 years US alone has killed at least 50 million people. Bush and Hitler nearly 8 million.

Some say all terrorists are Muslims.
Think about it.

Who started the first world war...
Muslims?
Who started the second world war...
Muslims?
Who killed about 20 millions of Aborigines in Australia...
Muslims?
Who sent the nuclear bombs of Hiroshima and Nagasaki...
Muslims?
Who killed more than 100 millions of Indians in North America...
Muslims?
Who killed more than 50 millions of Indians in south America...
Muslims?
Who took about 180 millions of African people as slaves and 88% of them died and was thrown in Atlantic ocean...
Muslims?
Who killed nearly 2 million Iraqis and Afghans...
Muslims?
Who were behind 9/11 and London Bombing...
Muslims?
Who owns the God damn media that deceives us...
Muslims?
Who kills for oil...
Muslims?
Who Invades foreign countries more...
Muslims?
Who rapes women every 32 sec in US and 2/3 women in US Military...
Muslims?
Who killed 12 people in Colorado cinema...
Muslims?
Who killed 30,000 Muslims Burma...
Muslims?
Who spies on other countries' peoples and governments...
Muslims?

None of these people are called "terrorist".
The people who give the label "terrorism" is at war with Muslims. That is why you see the people have the label "terrorist" are Muslims.

Terrorism and Religions

http://www.juancole.com/2013/04/terrorism-other-religions.html

7/7 London Bombings

http://www.youtube.com/watch?v=WnkNoNIgnK8

9/11

http://www.youtube.com/watch?v=igX7Z8VstN4

Fallujah, Iraq - The Hidden Massacre
Warning: Highly Disturbing

http://www.youtube.com/watch?v=-5qgfUjzbj4&oref

Fahrenheit 911

http://www.youtube.com/watch?v=mwLT_8S_Tuo

Occupation 101 (Palestine-Israel)

http://www.youtube.com/watch?v=K_jvXnPG9Xc


 When it is said to them: "Make not mischief on the earth," they say: "We are only peacemakers." [Quran 2:11]

Isn't this the case today... in the name of Freedom and Democracy!

Law of current world
Muslims = Guilty (until proven innocent)
Non Muslim = Innocent (until proven guilty)

Some say Muslims kill Americans. This is my message for them.
You invaded my country, you shot my mother, beat my father to death, raped my sister, took my water, burned my trees, destroyed my home, hospitals, schools, stopped electricity, took my job, still stealing our oil, bomb my country daily, starve and humiliate us all.

Yet you want me to greet you with flowers and candy?

When Muslims fight back you call them TERRORISTS? But they are Freedom Fighters. We don’t say they are completely right, we don’t say we agree with everything they do.

Your troops wouldn't die if they were with their families and let us be with our families happily.

The whole idea of Freedom Fighters is glorified, it is honorable to defend your country, except if you are a Muslim? The Muslim is not supposed to defend his country? The Muslim is just supposed to get out, walk away, live like a dog, be humiliated, allow his wife to be slaughtered, sister to be raped? A Muslim is supposed to accept this to be a good and an acceptable Muslim?

For Indians Mahatma Gandhi was a Freedom Fighter, but for occupiers he was a Terrorist. One man's terrorist is another man's freedom fighter. The difference between a terrorist and a freedom fighter is simply which news paper you are reading. Terrorist is a buzz word used to push an agenda, to push the masses' button, go get them to not think.

Islam is not responsible for the behavior of few reckless Muslims.

The Prophet Mohamed (pbuh) said: "They are the losers, those who make the religion hard and tough. They imperil themselves who enforce tough practices of Islam. They destroy themselves, those who are extremes."
The Prophet Mohamed (pbuh) said: “Those who go to extremes are doomed.”

The more you know about Islam, the more you realize how much you don't know - the less you know, the more you think you know.

“Be peaceful, be courteous, obey the law, respect everyone; but if someone puts his hand on you, send him to the cemetery.”
― Malcolm X

Zionism behind all the major problems in this world.

The enemy of my enemy (Muslims) is my friend (Christians).

Every time Muslims get along with Christians they create a diversion.

The more the Christians get closer to Muslims the more they get away from Zionists. So they don't want this to happen.
“The media's the most powerful entity on earth. They have the power to make the innocent guilty and to make the guilty innocent, and that's power. Because they control the minds of the masses.”
― Malcolm X

“Whoever controls the media, controls the mind.”
― Jim Morrison

1500 newspapers, 1100 magazines, 9000 radio stations, 1500 TV stations, 2400 publishers all owned by 3 corporations.

Six Zionist Companies own 96% of the World’s Media

If you're not careful, the Media will have you hating the people who are being oppressed and loving the people who are doing the oppressing.

There is nothing between truth and falsehood except what is false. When the truth shifts its ground, even by an inch, it loses its status as the truth.


Muslims love Jesus, we defend Jesus and Mary. A Muslim would never say a word against Jesus. One single word against Jesus and he is no longer a Muslim. A Muslim cannot be a Muslim if he doesn't not believe in Jesus. We have seen some people insulting Islam/Mosques/Muslims/Mohamed/Allah, but we have never seen a Muslim insulting Jesus or Mary.

Israel has insulted Jesus and Mary on live TV. It is on youtube to watch.

Prophet Muhammad (pbuh) in the Bible."I have yet many things to say unto you, but ye cannot bear them now. Howbeit when he, the Spirit of truth is come, he will guide you unto all truth: for he shall not speak of himself; but whatsoever he shall hear, that shall he speak: and he will shew you things to come. He shall glorify me". [Gospel of John 16:12-14]

God revealed the Quran to Mohamed, he read it to his companions and they wrote it down. Quran does not have a single letter of Mohamed or any human being. [Jesus: "he shall not speak of himself but whatsoever he shall hear, that shall he speak:"]

Mohamed is the only one who glorified Jesus who came after him. [Jesus said: He shall glorify me]

Quran has a chapter [19] by the name "Mary".


"Allah Akbar" does not mean "3, 2, 1, boom!", it means "God is great". In Arabic "God" is "Allah". Check Arabic Bible, they use "Allah" instead of "God", ask an Arabic Christian to translate "God (as in Jesus or whoever God is) is great" to Arabic.

"Jihad's" English translation is to "strive and struggle", NOT "holy war"..."holy war" in Arabic is "Harb al Muqadasa"... That is nowhere found in Quran and Hadith. Holy war has nothing to do with Islam.
Eg, If a student is working hard to pass the exam, he is doing jihad. US soldiers fighting Afghans to win the war, they are doing jihad. A parent forces his son to go to Church or to school, s/he is doing jihad. I'm trying to unite Muslims and non-Muslims, I'm doing jihad.

Beating wives, female genital mutilation, sharia law, honor killing etc, all these are just propaganda.

"Beware of false knowledge, it is more dangerous than ignorance".
- George Bernard Shaw

"Whenever you get information, check it up before you pass it on to third person" [Quran 49.6]
"Ask the People of Knowledge if you do not know" [Quran 21:7]



The money required to eradicate hunger for everyone in the world has been estimated at $30 billion a year...... about as much as the world spends on the military every 8 days.

The US provides Israel $8.5 million in military aid each day.

“Every time we do something you tell me America will do this and will do that. I want to tell you something very clear: Don’t worry about American pressure on Israel. We, the Jewish people, control America, and the Americans know it.”
- Israeli Prime Minister, Ariel Sharon to Shimon Peres, October 3, 2001

They could use that money on education and health care.

Pentagon reports that almost three rapes occur every hour in the US military. FBI statistics: every 32 sec a rape takes place in US. Many victims fail to report sexual assault out of fear of vengeance or lack of justice under the US military’s system of prosecution.

72 women are raped every 24 hours in India, that's 1 woman every 20 mins.

Those women didn't deserve it. And Muslims do NOT blame any religion. There are blacksheeps in every community.

NO Wife Beating in Islam. Beating is just symbolic (tapping with a handkerchief, either on hand or leg and should not leave a mark)

Prophet Mohamed (pbuh) said, “The best of you are those who are best to your women”.
Prophet Mohamed (pbuh) said, "None but a noble man treats women in an honorable manner, and none but an ignorant treats women disgracefully".
Prophet Mohamed (pbuh) said, "I urge you to treat women well".
It is strictly forbidden to hurt a woman."
Prophet Mohamed (pbuh) said, "Be kind to the women, because verily they are in your truth".

Womens Rights in Islam

http://www.youtube.com/watch?v=pESXwJYYcGo

50 year old Muslims marries a 15 year old girl, Breaking News, every TV screen every hour on every news. (but with her will, with her parents will)
50 year old man (non Muslim) rapes a 15 year old girl, news brief for few minutes. (against her will)


Education:
The Prophet Mohamed (pbuh) said: "Seeking knowledge is an obligation upon every Muslim".
1st creation: a pen.
1st message to the Prophet Mohamed (pbuh): "read".

In Islam, it is a must to get education and make the world a better place, whether you are a man or woman. I have seen Muslim women pilots, bus/car drivers, motorcycle riders, big bike riders, nurses, doctors, presidents, ministers, parliament members, general managers, construction workers etc etc. It is not a must to stay at home.

Pakistani Malala was a tool the Media used to attack Islam. They took the advantage.

Dear non Muslim, the Zionism is destroying the world, by spreading hate and corruption.

The Prophet Mohamed (pbuh) foretold us (1400 years ago) about the wars between same religion (WWII, between borders), wars between religions (whats happening now). Just like you didn't blame borders don't blame religions. Blame politicians and sick minded people.

The Prophet Mohamed (pbuh) said "an Arab has no superiority over a non-Arab nor a non-Arab has any superiority over an Arab; also a white has no superiority over black nor a black has any superiority over white".

Speak the Truth –- Quran 3:17
Speak Straight –- Quran 33:70
Speak Justice –- Quran 6:152
Speak Kindly –- Quran 2:83
Speak Politely –- Quran 17:53
Speak Fairly –- Quran 17:28
Speak Gently –- Quran 20:44
Speak Graciously –- Quran 17:23
Speak not in Vain –- Quran 23:3
Speak no Lie –- Quran 22:30
Speak not to Backbite –- Quran 49:12
Speak not without Proof –- Quran 2:111
Speak no Slander –- Quran 33:58


Show forgiveness, enjoin what is good, and turn away from the ignorant [Quran 7.199]

We are not your enemy. You are not our enemy. Ignorance leads to fear, fear leads to hatred, and hatred gives violence. That is the equation. In the age of information ignorance is a choice.

Thank you
A Muslim

Jul 16, 2014

Marka Müslümanlığı

Bu kavram Üstat Necip Fazıl tarafından Müslüman toplumuna bir öz eleştiri niteliğinde kullanıldı. “Siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka Müslümanlarısınız!”  Bu söylem ile Üstad, İslam’dan bi-haber yaşayan sözde Müslüman geçinen, din tüccarlığı yapan, dini geçim ve varolma mücadelesi için kullanan, inandığı gibi yaşamayan bir nesilden bahseder. Yani kısacası müslüman kimliğini bir marka vesile yapandır bu müslümanlar… Dinin kıstaslarının bir kısmını veya hiçbirini bilmeyen bir nesilden de bahsetmek gerekir. Peki İslam’ın yeteri kadar bilinmemesi en azından Fıkhi konulara vakıf olunmaması halinde ne gibi sıkıntılar yaşanmaktadır?...Örneğin çok az müslümanın İslam Klasik Eserlerini okumaya gayret etmesi, veya bir-iki eseri okuyup İslami düşünceye vakıf olduğunu zannetmesi de bu Marka Müslümanlığı anlayışını getirmektedir. İmam Gazali’nin İhya’sı, İbn-i Haldun’un Mukaddimesi,  İmam Rabbani’nin Mektubatı’nı, Kütüb-i Sitte’nin en az bir eserini, Divan Şiiri eserlerini, İbn-i Arabi’nin tasavvuf anlayışını bilmeden hakiki manada kaliteli müslüman kimliği oluşmaz. Müslüman toplumunun aydınlatılması konusu da önemlidir. Avam müslüman kimliği her dönemde toplumun ekserisini oluşturmuş olsa da gelenekçi çizgiden beslenen kaliteli din adamlarının gayretiyle avam halkın inanç dünyası zehirlenmeye müsaade edilmemiştir. Belki de günümüz müslümanların maruz kaldığı reformist zihniyetin sunduğu din algısı, müslümanların narkozlanması  ve akabinde yeni değerler sistemi aşılama gayretinin bu marka Müslümanlığı anlayışını doğurmuştur. Sahabe’nin hayatlarının sorgulanması onlara avam denilmesi, bin yıl öncesi doktrinleşen inanç sisteminin bir kenara itilmesi, Kuran Müslümanlığı anlayışının geliştirilmesi için gayret sarf edilmesi, Hadislerin inkar edilmesi, tekfir anlayışının basitleştirilmesi, tasavvufun reddedilmesi gibi birçok konuda İslami geleneğine taban tabana zıt görüşlerin türemesi bu ‘güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş’ bir müslüman modelini doğurmuştur.


Hizipleşme/Bedevileşme

Bedevi demek ‘medinat’ yani şehirleşememiş insan topluluğu için söylenen bir sosyolojik kavramdır. Bedevi toplumlarda kabilelerin varlığı çok önemlidir. Özellikle İslam öncesi hatta İslam sonrası da kabilecilik anlayışı güçlüydü. Şehir kültürünün kozmopolit yapısı ile zıt ve katı çizgilerle vücut bulmakta, düşünce yapısı dar bir alanda kalmaktadır bedevi kültürü. Bu da beraberinde ‘soy koruyuculuğu’ yani kabilelerin çıkarlarının belirli iktidar güçleri tarafından korunması anlamına geliyordu. Hizip olma, taraftar olma sadece güç dengelerinin korunması anlamına gelmekte, bazen dinin bile önüne geçen ve bir önceki neslin yaptıklarını devam ettirme (siyaset ve töre anlayışları) gayretine dayanmaktadır. İslam ise şehir kültürünün gerekliliğini, kabilecilik anlayışının kaldırılması esasına dayanmaktadır. Kuran’a göre bir müslüman belirli merkezlerin çıkarlarını korumak için dini inancından taviz veremez. Dinin özünün korunmasında taraf olabilir. İstişare (Katılımcı demokrasi) anlayışını benimser. Bu şu demektir: avam halkının çıkarlarının korunmasında siyasi bir mekanizma ve işlerlik kazandırılması ile olur. Hz. Peygamber’in Şura meclisinde sahabenin önde gelenlerinin fikir beyan etmesidir, aksine günümüz modern demokrasisinin avamın haklarının sınırlandırılması için birlik olma anlayışı demek değildir. Aslında ne kadar müreffeh bir dünya algısı içerisinde yaşadığımızı düşünsek bile birçok konuda ne kadar yetersiz olduğumuz ortadadır. Modern Demokrasi algısı ile ‘işte sen de söz sahibisin’ anlayışı bilhassa doğu toplumlarının bu mekanizmayı tam anlamaması, hâlâ hizip anlayışında değerlendirmesi ile Hz. Muhammed (sav) döneminde uygulanan modelden çok daha geri konumdadırlar. Örneğin günümüzde müşterek konularda bir masa etrafında konuşabilecekleri güçlü teşkilatlar elbette vardır. Fakat bağlayıcılığı, kararların uygulanabilirliği konusunda çok sıkıntılar yaşanmaktadır. Arap Birliği, Kuzey Afrika Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşların ağırlığı Dünya siyasi topluluklarına oranla daha pasiftir. 



Sünni Vs Şii (?)


Son olarak müslümanca bir tavır geliştirmenin nasıl olması gerektiği konusundaki yorumumu paylaşmak istedim.

“Yahudi zekâsının ürünü markalarını boykot edenlere şunu sormak istiyorum: Peki siz bu markalara karşı hangi alternatifleri üretebildiniz? Dünya piyasalarını sallayabilecek markalar geliştirebildiniz mi? Eğer 'Eee Yahudi bu, yapar' diyorsanız çoktan kaybetmişsinizdir... Çözüm ise İslam Dünyasının kabileci, bedevici kafasını bırakması; medeni teşkilat kültürünün aşılanması gerekliliğidir. Temcit pilavı gibi her bombardımandan sonra ortaya sürülen romantik boykot tavrının kayda değer bir etkisi yoktur. Zira bu boykotun romantik etkisi kısa vadeli olduğu da bir gerçektir...”


Total Pageviews