Apr 1, 2014

Ortadoğu'da Türkler ve Osmanlı İkonu (1)

Osmanlı İmparatorluğunun 600 yıl boyunca ayakta kalabilmesinin birçok nedeni vardır. Osmanlı devlet politikasına değinmeden önce Türklerin tarih sahnesinde nasıl aktif bir fetih politikası izlediklerini anlamamız gerekir. Türk tarihi boyunca kurulan birçok han, hanedan ve devlet politikalarının genelinde fetih ve devletleşme arzusu yatmaktaydı. İslamiyet öncesi Türkler, Orta Asya'nın bozkır ikliminde yaşamlarını göçebe olarak sürdürdüler. İslam ile tanışmaları ile de bu göç hayatını tam olarak terk etmediler. Türklerin Araplar ile kitlesel olarak tanışmaları da Çinliler ile Arapların Talas Ovası'nda karşı karşıya gelmeleri ve Türklerin de Araplara destek vermesi önemli bir yer teşkil eder. Talas Savaşı sonrası İslamiyet, farklı coğrafyaya ve kültüre sahip Türkler tarafından da kabul edilmeye başlanmıştır.

Birçok tarihçi Türklerin tek tanrı inancına sahip olduğunu dile getirmelerine rağmen, tek tanrı inancı yanı sıra bazı mitolojik öğeler ile birlikte yer tanrısı, gök tanrısı gibi bir tasnif içersine girdikleri bilinmektedir. Şamanist ve mani dinini benimseyen Türkler, günümüzde yok denilecek kadar azdırlar. Orta Asya'nın sert bozkır iklimi Türkleri her dönemde değişik coğrafyalara göç etmeye zorlamıştır. Belirli dönemlerde Hunlar, Avrupa topraklarına kadar uzanmışlardır. Kuzey-Doğu Avrupa üzerinden Avrupa'nın içlerine kadar yerleşim alanı bulmuşlardır. Günümüzde Avrupa topluluklarının etnik çeşitlenmesini Türklerin yapmış olduğu bu Kavimler Göçü neden olmuştur.

Türkler, İslamiyet ile tanışmalarından sonra kültürel ve sosyal yönden hayatlarına birçok yeni uygulama girmiştir. Artık fetihler yalnız yurt arayışı olarak görülmeyecek, İslamiyet'in müdafası ve yayılması için de yapılacaktı. Türklerin savaşçı özellikleri ile Abbasi ve Selçuklu dönemlerinde fetihleri hızlanmıştır. Karahanlı ve Selçuklu dönemlerinde İslam, artık Türklerin en önemli yayılma politikası olarak görülmüştür. Doğuda Çin toprakları ve Kuzey Hindistan, batıda İspanya ve Fas'a kadar uzanan bu coğrafyada artık İslam dininin getirdiği birçok yeni uygulama bu topluluklar tarafından benimsendi.

Büyük Selçuklu Devleti'nin sınırlarının genişlemesi ile birlikte devlet teşkilatlanmasını daha da güçlü kıldı. Türklerin göçebelik anlayışında belirli bazı duraksamalar olmuştur. İslamiyetin benimsenmesiyle birlikte ibadethanelerin yerleşik olması ve su eksenli gelişen bir şehircilik anlayışı giderek daha egemen oldu. Çadır kültürü tamamen terk edilmese de yerleşik tip konutlar, kültür ve eğitim faaliyetlerinin yürütüldüğü medreseler, camiler, ekonominin kalıcı olması için yapılan kervansaraylar ve hanlar dönemin en önemli şehircilik uygulamalarıdır.

Türklerin Anadolu'ya kitleler halinde ayak basması Malazgirt Savaşı ile birlikte başlar. Anadolu artık yerleşik yaşamın ve Türk kültürünün merkezi haline gelecektir. Selçuklu hanedanları belirli dönemlerde siyasi birliği kaybetmelerine karşın çabucak teşkilatlanmayı başarabilmişlerdir. Bunun en önemli nedenlerinden birisi de halkın yönetime olan bağlılıkları ve hükümdarın kurduğu veraset sistemidir. Veraset sistemi aynı zamanda boyların bir arada yaşamaları gerekliliği getirmiştir. Böylece siyasi olarak da topluluklar birlikte yönetimi desteklemiştir.

Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılma sürecine girmesiyle birçok beylik kendi kaderini çizme noktasına geldi. Bir Kayı Boyu olarak Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk teşkilatlanması Bizans'a sınır Söğüt yakınlarında başlar. Devlet teşkilatlanmasında güçlü adımlar atan Osmanlı padişahları, ilerici politikaları neticensinde devleti uzun süre ayakta tutmayı başarabilmişlerdir. Batı eksenli yapılan fetihlerde Balkan ve Doğu Avrupa toprakları Osmalıya kazandırılır. Belirli kültür politikaları ile devletin tebâsı hür bırakılmış, kendi dinlerini yaşamalarında baskı yapılmamış, adaletsiz uygulamalara müsade edilmemiştir.

Osmanlı imparatorluk anlayışında bugün hayata geçirilmek istenen birçok uygulama söz konusudur. Medeniyetler çatışmasının körükleyicisi Batı, bugün kültürler arası diyalog söyleminde hayata geçirebilecek herhangi bir argümanı ve düşünceyi ortaya koyamamaktadır. Batı hümanizminin temelinde yatan temel görüş materyalist bir dünya anlayışının getirisinden başka birşey değildir. Hümanist felsefesinin çıkış noktası manevi bir hava içermemektedir. Bugün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin temelinde hümanist felsefe yatmasına rağmen almış olduğu kararlar, Osmanlı hoşgörü politikasının çok çok gerisinde kalmaktadır.

Osmanlı İmparatorluk sürecinde izlediği temel politika İslam hoşgörüsünün toplumsal hayata uygulanması esasına dayanır. Birçok milleti bir arada tutmak son derece zordur. Türk tarihine bakıldığında bu kadar uzun solukta yönetimi elinde bulunduran bir başka devlet yoktur. Milliyetçilik açılımının patlak vermesine kadar Osmanlı imparatorluk yapılanması devam etmiştir.

Osmanlı yönetim politikasının bazı yönlerini ele almakta yarar vardır. Osmanlı, merkezden çok güçlü bir idare anlayışını belirlemişti. Merkeziyetçi anlayış devletin tüm kurumlarında hakimdi. Yönetim belirli hiyerarşik çizgide eyaletlerden sancaklara kadar belirli düzende işlemekteydi. Bazı dönemlerde merkeziyetçi yapı zedelenmiş olsa da padişahların istikrarlı uygulamaları ile durum düzeltilmeye çalışılmıştır. Tabi 600 yıllık Osmanlı Devleti için bu durum her dönem için geçerli sayılamaz.

Osmanlı İmparatorluğu birçok yönden İslam dinine bağlı bir yönetime sahip idi. Osmanlı İslamı referans alan uygulamaları ile siyasi hayatını tam olarak bu anlayışta devam ettiremedi. Osmanlı'nın kullandığı halifelik misyonu birçok dönemde işlerliğini tam olarak devam ettiremedi. Bunun en önemli nedenlerinden birisi de din-devlet ilişkilerinin sanıldığı kadar uygulama alanı bulmamasıdır.

Divan-ü Lügati Türk'te yer alan bazı ifadelerde Türklerin dünya tarihindeki yeri dönemin Arap-Türk ilişiklerinin hangi seviyede olduğunu ve Türk kültürünün nasıl ifade edildiğini bizlere göstermektedir. Türklerin bu anlamda kültürün muhafazasında, başka bir dünya ile tanışmaları halinde bundan taviz vermediklerini söyleyebiliriz.


Divânu Lügati't-Türk'te yer alan harita
"Allah'ın, devlet güneşini Türk burçlarından doğurmuş olduğunu ve Türklerin ülkesi üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş olduğunu gördüm. Allah onlara Türk adını verdi. Ve yeryüzüne hâkim kıldı. Cihan imparatorları Türk ırkından çıktı. Dünya milletlerinin yuları Türklerin eline verildi. Türkler Allah tarafından bütün kavimlere üstün kılındı. Hak’tan ayrılmayan Türkler, Allah tarafından hak üzerine kuvvetlendirildi. Türkler ile birlikte olan kavimler aziz oldu. Böyle kavimler, Türkler tarafından her arzularına eriştirildi. Türkler, himayelerine aldıkları milletleri, kötülerin şerrinden korudular. Cihan hâkimi olan Türklere herkes muhtaçtır, onlara derdini dinletmek, bu suretle her türlü arzuya nail olabilmek için Türkçe öğrenmek gerekir.." 
[Atalay, Besim (2006). Divanü Lügati't - Türk. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi. Cilt I, sayfa 3, 4]

No comments:

Total Pageviews