Aug 8, 2014

Işid radikallerin içinde bir fenomen mi?


Peygamber Efendimizin Ahirzaman’da gerçekleşecek olayları bildirirken Müslümanların başlarında bir emirinin bulunmayacağı bir dönemden bahseder. Emirin yani Halifenin bulunmamasının da Müslümanlara cefa ve zulüm getireceği bildirilir. Fitnelerin, kargaşaların, savaşların yaşandığı bu dönemde Müslümanların adeta sahipsiz bir koyun sürüsü gibi ortalıkta ne yapacağını kestiremeyen bir halde bulunacakları da yine hadislerde konu edinilir.  

İslam dünyasında yaşanan kargaşaların temel nedeni halkın yöneticilerine olan bağlılığının zayıf olması ve güven tesis edilememesi, bu yöneticilerin de Müslüman halkın lehine bir yönetim sunmamasından kaynaklanmaktadır. İslam’da yönetim esasları ele alındığında bir Müslümanın istenmeyen veya sevilmeyen bir yönetim karşısında (dine bir müdahale olmaksızın) karşı bir tavır geliştirmemesi buna karşı sabır göstermesi de hadislerde işlenen konulardandır. Fakat Müslümanlar arasında tefrikaya neden olabilecek, dini hükümlerin zedelenmesi durumunda ise yöneticinin uyarılması veya değiştirilebilmesi de ön görülür.

İslam’da yönetici halka zulüm yapamaz. Tek başına hareket edemez. Kendi menfi çıkarları veya konumunu düşünerek Müslümanlara zulüm yapamaz. Örneğin; İmam Azam’ın kadılık makamını kabul etmemesi ve Ehli Beyt’e karşı muhabbeti neticesinde dönemin Abbasi Halifesi tarafından hapise atılması, işkence görmesi gibi konular İslam yöneticisi konumunda olan kişinin zulüm yapması durumunda yargı mekanizmasının çalıştırılması gerekliliğidir.

İslam dini yönetim konusunda adeta kılı kırk yaran bir anlayıştadır. Hadiste bildirilen bir hususta devlete ait bir malın çalışması sonrasında ölen bir adamın Hz. Muhammed tarafından cenazesinin kılınmaması gerektiği Allah tarafından bildirilmiştir. Bu hadiseden İslam mali makamlarının denetlenebilirliği ve şeffaf olması gerektiği önemle vurgulanır.

Günümüz İslam toplumuna baktığımızda en önemli sorunun yönetim ve yönetici ilişkilerinin bir mekanizmada işlemediği ve bu sorunun da halk nazarında tenkit edildiği gerçeğidir.

Ortadoğu’da yaşanan ayaklanmaların çoğu Sn Ekmeleddin İhsanoğlu’nun ifade ettiği gibi “Arap yöneticilerin sonbaharı” olarak okunması gerektiğini söylemektedir. Gerçekten geçmiş yarım yüzyıla baktığımızda İslam Dünyasında yaşanan krizlerin yönetici ve halk ikileminde yaşanan sorunların varlığından ibarettir. Yaşanan bu baharlarda ise halkın yönetime olan tavrının örgütlü bir şekilde eleştirilmesi ve yıkılması gerektiği inancı kısmen başarıya ulaşmıştır diyebiliriz. Bundan sonraki adımlarda keyfi yönetim anlayışının biraz daha sorgulanması gerektiği halk hazarında daha güçlü ifade edilebileceği kanısını doğurmaktadır. Fakat bu baharların ardından diğer bir taraftan radikal gurupların ortaya daha güçlü çıkması da diğer bir yönetim açığı sorunudur.

Yönetim ve yönetici açığı aslında istikrar ve halkın bütünleşememesi sorunlarında ileri gelmektedir. Ortadoğu’da emperyalist güçlerin varlığı ve bu işgallere karşı hiçbir şeyin yapılamaması halkı ümitsizliğe götürmüş yeni bir lider arayışı algısını doğurmuştur.

Bunların akabinde ise durumdan fırsat bilen radikal guruplar ortaya çıkmış ümitleri kırılmış cahil Müslümanların bazılarının desteğini alabilmiştir.

Günümüzde El-Kaide ve Işid örgütlerinin var olabilmesinin başlıca birkaç nedeni olduğu kanısındayım. Yeterince kendilerinin savunulmadığını düşünen işgali yaşamış Müslüman halkların son bir çare olarak ayaklanmayı tercih etmeleridir. Fakat El-Kaide’nin çıkış noktası Rus İşgaline karşı idi. O dönemde ABD eksenli bir destek kampanyası da yürütülmüştü. Ruslara karşı ABD diğer bir kozunu da kullandı. Fakat günümüzde yaşayan bazı Müslüman halkın gözünde bu örgütlerin varlığı tamamen ‘fenomen’  bir imajdadır.


Siyah Bayraklı Işid Militanları

“Doğudan siyah bayraklılar, batıdan da sarı bayraklılar hareket edip Şam’ın göbeği denilen ‘Dimeşk’ de karşılaştıkları zaman, işte bela o zamandadır.” (Naim bin Hammad, Fitneler Kitabı, Cüz 1 sf.272)



Birçok hadisi şerifte geçen “Siyah Bayrakların”  Hz. Mehdi döneminde İslam adına ortaya çıkacağı, adaleti tesis etmek için halkı kendisine çekeceği hatta ‘buzun üzerinde sürüklenmek’ pahasına ona katılınması gerektiği bildirilmektedir. Militan ruhuna sahip olan ezilmiş Müslüman kesim de bu hadisleri referans alarak “cihad” nasıl olması gerektiği fikrinden uzak bir şekilde körü körüne bu ateş mekanizmasına sürüklenmektedir. Hatta Işid ve El-Kaide gibi bir örgüte Avrupa ve Amerika’dan katılım da söz konusudur. İslam dininde devletin savaşı ilan etmemesi veya mevcut yapıda bulunan Müslümanların ırzlarına, namuslarına, topraklarına bir müdahale olmaksızın birilerinin Cihad’ı kendi namlarına üstlenmesini “fitne” olarak sayar. İslam’a göre savaşı Müslümanların emiri/yöneticisi başlatır. Ki burada keyfi bir uygulama, halkın desteği ve istişare heyetinin görüşü olmaksızın bu iş gerçekleşemez.

İslam Dünyası bölünmüşlüklerin içerisinde bir takım gurupların başıboşluk hava içerisinden yararlanarak halka zulüm etmesi, kendi menfaatleri doğrultusunda ortaya çıkmaları kabul edilemez. İslam Dünyası çok büyük bir karar verme mekanizmasının yani İslam İşbirliği Teşkilatı gibi bir örgütün işlemesi ve bünyesinde Nato gibi bir pakt oluşturması ve caydırıcılık rolü üstlenmesi görüşündeyim. Aksi halde bu gibi gurupların varlığı hem İslam’a zarar vermekte hem de Müslüman halkların şevkini ve azmini kırmaktadır. Halifelik makamının belirli bir soyun sürdürülmesi anlamına geldiğini düşünenler için de şunu söylemek isterim. Halifelik makamı, Müslüman milleti adına bir karar verme yani istişare makamıdır. Seçim ile iş başına gelebilir, umuma ait meselelerin görüşülmesi ve karara bağlaması yolunu izler. Hizipleşmeye ve bedevi çıkarları korumayı esas alamaz.
 

No comments:

Total Pageviews