Aug 14, 2014

Toplumsal Ahlak

Dünyanın hemen hemen her yerinde insanlar toplumsal hayatın tanzim ve tamir edilmesinde genel ahlaki değerlere bağlı olmaları istenir. Bu değerleri yasalar ile korur. Adalet mekanizmasının içerisine dahil edilir. Yazılı veya yazısız olarak toplum bunu benimser ve uygular.

Doğuda Budizm ve Hinduizm, Batıda Hristiyanlık ve İslam, Afrika’da Animizm, Amazon’da yaşayan yerli halkların dinlerine kadar Dünyanın her yerinde insanlar topluluk olarak yaşayabilmesini bu ahlaki değerlere sahip olmalarına borçludurlar. Hatta bunu sadece dini değerlere indirgemek yanlış olur. Herhangi bir dini inanca mensup olmayan insanlarda da insani ahlak değerlerine sadık olarak yaşamaktadırlar. Yalan söylemenin, başkalarının malını haksız yere almanın, öldürmenin kötü bir davranış olduğu her toplumca kabul edilir.

Günümüz toplumunda ahlak veya etik değerlere sahip olmanın vicdani boyutunu ele alırsak birkaç konuda bunun nasıl algılandığını çözümleyebiliriz.

Vicdan, insanın insan olma güdüsünün veya iyilik duygusunun kendisinde yaşattığı bir ahlak çözümlemesidir. Her insanda olabildiğince iyiyi iyi görme, kötüyü de kötü bilme mekanizması var olduğu kanısındayım. Belki de insan yaratılmadan önce “Kâlû Bela” olarak bildiğimiz bu dönemde Allah’a verilen sözün kalpte tekrar hatırlanmasını biz vicdan olarak hissediyoruz. Vicdan her zaman doğruyu görmede veya hissetmede Allah’ın insana vermiş olduğu bir “ahlak mekanizması” olarak düşünülebilir.

Vicdani boyutta insanın sığınabileceği başka bir mekanizma da tercih yaparken Allah’ın yardımını istemesidir. İnsan tercih yaparken veya yaptıktan sonra “Kader” gerçeği ile hareket ediyorsa “tevekkül” eder ve bunun kendisini rahatlattığını söyler. “Allah'a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter.” (Azhap Suresi, 3)

Tevekkül, imanlı insanların Allah’ın kaderde her şeyi bir hikmet üzere yarattığı ve kendisini yapacağı fiillerde koruyacağı veya en iyisini yaratacağı inancı demektir. İslam inancında insan yaptığı fiillerden mesuldür. İman etmek ise Allah’ı kabul etmektir. Yapacağı fiillerde ise kötü bildiğini kötü, iyi bildiğini iyi biliyorsa da Ehli Sünnet anlayışında Müslümandır. Velev ki kötülük yapsa bile bir gün tövbe etmeyi umuyorsa, ümidi varsa yine Müslüman olarak kabul edilir. Fakat “tevekkül” noktasında Müslüman Allah’ın kendisi için yaratmış olduğu kaderi inkâr veya ümitsizliğe düşüp “Allah’ın onu affetmeyeceği veya ıslah etmeyeceğine inanırsa” İslam dairesinden çıkar. Bu aslında İslam’ın iman esasları konusundandır. Tevekkülsüz yapılan iş veya tevekkülü etmeyi, hayrı istemeyi terk eden Müslüman da kader konusunda şüphe ediyor demektir. Bununla birlikte tevekkül anlayışı tedbir ile bir anlam ifade eder. Tedbirsiz yapılan işlerin neticesinde Allah’ın kendisini cezalandırdığını düşünmesi de abesi iştigaldir.

Günümüz toplumun birçoğu daha çok maddi menfaatlerin getirisi ve bunların kendisini nasıl daha fazla rahat ettirebileceği hesapları ile ilgilenmektedir. Sosyal ve ticari hayatta birçok değerden bi’haber olarak yaşamakta, hayatlarını bu doğrultuda devam ettirme gayretindedir.

İslam’ın öngördüğü sosyal hayatın ne istediği, Müslümanın dertleri ile hem dert olunmadığı, ev Müslümanlığı denen bir hayat modeli konularında pek bir fikir yürütmedikleri görülmektedir.

Narkozlanmış bir Müslüman modeli, iyiye iyi deme, kötüye tavır alamama, hizipleşen İslami toplum modeli demek İslami değerlerin baltalanması demektir. Eğer bir toplum bazı değerlerin korunabilmesi için hiçbir şey sarfetmiyorsa “Marka Müslümanlığı” konumuna gelmiştir.

Bir parti mensubunun yapmış olduğu konuşmayı eleştiremeyecek kadar dini ve manevi değerleri kaybetmişse, bu toplum körü körüneci bir mekanizma içerisinde dünyevi çıkarların manevi değerlerin önüne geçtiğinin göstergesidir.

Dini değerlerin tahribi, haksızlığa karşı vurdumduymazlık, yalanı-hakareti-hırsızlığı görememe, bunlarla birlikte sindirme, aforoz etme gibi zalimane bir tavır içerisine girmek toplumun Kuran’a tarif ettiği “İnsanların çoğunun yanlışı görmediği” ayeti ile mutabıktır.

“Onlar, Allah’ı bırakıp, Allah’ın kendisine hiçbir delil indirmediği, kendilerinin dahi hakkında bilgi sahibi olmadıkları şeylere tapıyorlar.”  [1] Bu ayette bildirilen Allah’ın delil getirmediğini düşünen insanların menfaatleri gereği ses çıkarmaması ve bunlara Allah’a tapar gibi tapmasını işliyor.

“Kim bir karış miktarı bir yere haksız olarak zulümle sahip olursa, o yerin yedi katı boynuna geçirilir.” [2] Bu hadiste ise insanların zulüm ile haksız yere diğer insan topluluğu üzerinde tahakküm kurması, onların mallarına sahip olmaya çalışması, yerle bir etmeye çalışmasının Allah katında cezaya mahkum edileceği haber verilmektedir.

“Sakın zalimlerin yaptığından Allah’ı gafil sanma! O, sadece onları, gözlerin dehşetten donup kalacağı, bir noktaya dikilip bakacağı bir güne erteliyor”  [3] Allah’ın zalimlik yapanların elbet bir gün nüsranlı bir sonla cezalandırılacakları bu ayette bildiriliyor.




[1] Hac suresi, 71
[2] Buhârî, Mezâlim 13, Bed’ül-halk 2; Müslim, Müsâkât 139-142. Ayrıca bk. Tirmizî, Diyât 21
[3] İbrahim sûresi, 42


 

No comments:

Total Pageviews