Aug 19, 2014

Zulüm Karşısında Tavır Almak…

Dünya üzerinde birçok millet adalet duygusunun yöneticiler tarafından hayatlarına tatbik edilmesini isterler. Adaletin tesisi için oluşturulan hukuk kuralları toplumsal uzlaşı ile mümkündür. Bir toplum veya yönetici sınıfı diğer toplulukların aleyhine karşı aldığı hukuki kararları belirli bir mekanizmada işletir ve uygularsa bu adaletin tesis edilmiş olduğu anlamına gelmez. Her toplumda haklı ile haksızın ayırt edildiği ve ceza mekanizmasının işlediği bir adalet anlayışı vardır. Adalet, aslında yaratılışta verilen vicdani duyguların yazılı ve tatbiki olarak toplum üzerinde hakim ve bağlayıcı olması ile mümkündür. İnsanların sahip olduğu değerleri ele alırsak bunların başında yaşamın devamlığı için adalet duygusunun tesis edilmesi zorunluluğu doğmaktadır. Yeryüzünde bulunan bütün dinlerin ve felsefi öğretilerin insanların adalet duygusuna hitap ettiğini bilmekteyiz. Nedir bu insanların ortak adalet anlayışları? İnsanların birbirlerinin haklarına tecavüz etmemesi gerektiği, haksız kazanç ve çalmanın olmaması, her bireyin diğeri ile eşit olması, gelire oranla vergi sistemi olması gibi…

Peki her hukuk kuralı adaleti doğurur mu? Firavun’un da bir hukuk mekanizması vardı. Yakın tarihte Hitler devriminin de oturduğu bir hukuk sistemi vardı. Bu zulmün meşru/resmi kanallarla belirlenen hukuk sisteminin içerisinde işletilmesi demek adaletin yaşatıldığı anlamına da gelmez. Günümüz hukuk dünyasında tartışılan en büyük sorunlardan birisi de insanlığın sahip olduğu adalet duygusunun meşrulaştırılmış hukuk kuralları ile bir dayatma mekanizması haline gelmesi ve toplum üzerinde bir tahakküm aracı haline dönüşmesidir. Kamu düzeninde meşru sayılan bu hukuk mekanizmasında halkın yönetime olan bağlılığı ve demokrasi söylemleri kullanılarak bir sistem oluşturulmaktadır.

Günümüzde ise adalet duygusunun zedelendiği birçok durumla karşı karşıya kalıyoruz. Fakat bunların da ötesinde siyasi mekanizmanın içerisinde yer alan insanların bu hukuksuz ve sindirme politikasına karşı bir tutum sergileyememeleri çok daha vahim bir durumdur. Adaletin tesisinde halkın kabul gördüğü değerleri yok saymak yöneticilik vasıflarında yer alamaz. Hz. Muhammed (sav) bir hadisinde bu durumu şöyle anlatmaktadır:

"Sizin üzerinize birtakım emirler, yöneticiler tayin olunacaktır. Onların dine uygun olan işlerini iyi bulur, uygun olmayanlarını ise hoş karşılamaz, tenkit edersiniz. Kim hoş karşılamaz, kerih görürse günahtan korunmuş olur. Kim de tenkit eder, onların kötülüklerine engel olmaya çalışırsa, kurtuluşa erer. Fakat kim de razı ve hoşnut olur, onlara uyarsa isyan etmiş olur." [1]

Bu durumun vuku bulması, adalet duygusunun birtakım kişilerin eline geçtiği anlamına gelmekte, belirli bir gurubu ve çalışmaların yok edilmesinde adavet ve kin duygusu ile hareket edildiğini göstermektedir.

Bir diğer hadiste ise insanların zalimin karşısındaki tutumunun nasıl olması gerektiği anlatılmaktadır:

"Şüphesiz ki insanlar zalimi görüp de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah'ın kendi katından göndereceği bir azabı hepsine umumileştirmesi yakındır." [2]
Bu hadiste insanların zalim bir düzen içerisinde yönetime devam edemeyeceği bildirilir. Bunun neticesinde ise gelecek felaketin umuma ait olacağı yani zulmü karşı ses yükseltemeyen halkın, ileri gelenlerin, yardımcıların vb. kişilerin tamamına bir ceza isabet edeceği ifade edilmektedir.

“Topluluklar nasıl bir yönetime layık ise o şekilde yönetilir.” düsturu her zaman dile getirilir fakat halkın yönetime dahil olması demokratik sistemin gereği ise yönetime getirmiş olduğu yönetici taifesini yine indirmek veya değiştirmek de kendi elindedir. Eğer zulümde devam ediliyorsa sorumluğu buna tavır alınmamasından kaynaklanır.  "Cihadın en faziletlisi, zalim sultanın karşısında hakkı ve adaleti söylemektir. " [3] Her müslümanın haksızlıklar karşısında durması insani bununla birlikte dini bir görevidir.

Son olarak da bu ayette Allah, bir medeniyetin yok olmasında yöneticilerin payının ne olduğu, nasıl bir durumda oldukları bildirmektedir:

"Biz bir ülkeyi/medeniyeti mahvetmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşlarına emirler yöneltiriz/onları yöneticiler yaparız da onlar, orada bozuk gidişler sergilerler. Böylece o ülke/medeniyet aleyhine hüküm hak olur; biz de onun altını üstüne getiririz." [4]




[1] Müslim, İmare 63
[2] Ebu Davud, Melahim 17; Tirmizi, Fiten 8; Tefsiru sure (5), 17. Ayrıca bk. İbni Mace, Fiten 20
[3] Ebu Davud, Melahim 17; Tirmizi, Fiten 13. Ayrıca bk. Nesai, Bey'at 37; İbni Mace, Fiten 20
[4] İsra Suresi, 16

No comments:

Total Pageviews