Apr 13, 2015

Birlik mesajları çöpe...

Herkes İslam dünyasının parçalanmışlığından yakınıyor...
Gel gör ki kapalı kapılar ardında Suriye'ye İslam ülkelerinin girmesi konuşuluyor, İncirlik hava üssünün ve Kürecik Füze Üssü'nün bölgede konuşlandırılması,
İran ile gereksiz restleşmenin körüklenmesi, yeri geldiği zaman Şii yoğunlukta olan bölgeleri himaye altına alma isteği, gerekirse muhalifleri silah sağlama veya bombalama, İhvanı destekliyor gibi görünüp,
Batı eksenli geliştirilen hükümet krizlerinde darbeyi meşru gösterme gibi daha birçok adımlar gösteriyor ki İslam dünyası önümüzde on yılları bulacak bir eksensizlik ve kendi kaderini tahin edebilecek bir yapılanmaya sahip olamayacak...
Birlikten bahsetmek çok ama çok zor görünüyor...
Asabiye tarihte ne ise hala devam ediyor...
İslam coğrafyasında birlikte yaşama zorunluluğu Osmanlı ile son buldu.
Modern dönemde İslam dünyası modern üstü bir kültür hamlesi yapamadığı sürece Batı eksenli geliştirilen politikaların esiri olmaktan kurtulamayacak...

Mar 3, 2015

Yeni Dünya’da Osmanlı Algısı

Birkaç hafta önce Sakarya’da bir gurup gencin “Osmanlı’yı İstiyoruz” adı altında bir yürüyüş tertip ettiklerini gördüm. Yürüyüşte yer alan fesli, hafif sakallı gençlerin taşıdığı yeşil tonu ağır dövizler ile 200 yıl önceki Osmanlı modasının yaşatılmaya çalışıldığı imajı veriliyordu.  Fakat bu gurubun Osmanlı fesinin ortaya çıkmasında Saray’ın Batı modasına ayak uydurma çabasının sonucu olduğunu da bilmeleri gerekir. Bugün bunun farkında olabilen bir gençliğin Neo-Osmanlıcı ideolojiye sahip olmasını yadırgamam…

Türkiye’de milli ve manevi değerlere hassas olduğunu her yerde dile getiren Neo-Osmanlıcıların, Osmanlı kültürü, toplumsal yapısı, mimari üslupları, musikisi, süsleme sanatları, alanları arasından en az birine kafa yormalarını beklerim, aksi takdirde bu özlemin sağlam bir zemin üzerine inşa edildiğini söylemek çok zor. Aslında bu tür gurupların popüler kültürün bir malzemesi olarak görülmeleri, idealist bir duruş sergileyememeleri, marjinal bir çıkış olarak görülmelerinin nedeni de budur.

Osmanlı yönetim sistemi hanedanlık yani belirli bir ailenin yönetimde bulunmasına dayanıyordu. 21. yüzyılda yaşanan gelişmelere inat hanedanlık sisteminin yaşatılmaya çalışıldığı ülkelerin başında körfez ülkeleri yani Müslüman ülkeler gelmektedir. Bu durum aslında bu toplumların ne kadarının eğitime ve yönetime dâhil edildiğini, gelişim adına Dünya’ya ne kadar eğildiklerini de göstermiş oluyor.

Batıda ise bu durum Batı aristokrasisini nostaljik de olsa yaşatmaya çalıştıkları imajı verilmeye çalışılıyor. Günümüzde Batı’da krallık ve kraliyet (Royal) algısı, yönetimi temsil etmemekle birlikte, yasalarla denetlenebilen, belirli bir saygınlığa sahip olmanın ötesine gidemez.

Modern Türkiye’de Osmanlı’ya duyular özlemin hanedanlık sistemine duyulan özlem olmadığı kanaatindeyim. Tek kişinin mutlak yönetimi elinde bulundurduğu bir anlayışın Modern Türkiye’de hiçbir gurup tarafından destek bulamayacağı gerçektir. İslam’da yönetici tayin etmenin şartı, “işleri/yönetimi ehil olanlara vermek” prensibi hemen ardından da “adalet vurgusu” ön plandadır. Bunun ötesinde belirli bir aristokrat sınıfın doğmasından kaçınılır.

“Osmanlıyı istiyoruz” diyenlerin birçoğu yeni Dünyanın standartlarına ulaşamamış, yeni bir değer oluşturamamış, bilinçaltında oluşturmuş olduğu Osmanlı algısından öteye gidemez. Eğer bir kültür ve değer hamlesi yapabilecek donanıma sahipseniz önce tarihi her yönüyle okumayı, sizi bildiklerinden şüpheye düşürecek boyutta bakmayı öneririm. Çünkü insan bildiğini zannettiği zaman, belirli bir doğmanın esiri olmuş demektir.

“Osmanlıyı istiyoruz” dövizi taşıyan gençlere Osmanlı’nın nesini istiyorsunuz diye sormadan geçemeyeceğim;

Osmanlı’nın yayılmacı politikasını istiyorsanız, bunun artık bu dönemde zemin bulamayacağını, toprak siyasetinin çok geçmişte kaldığını bilmemiz gerekir. Dünya’ya nizam vermek gibi bir ideal taşıyanlar, Yeni Dünya’nın standartlarına ulaşabilme adına çok daha güçlü adımlar atmaları gerekir. Dünya’da dominant ülke sıralamasında yer alan İsrail’in yüzölçümünü ve Dünya’daki lobi faaliyetlerini her seferde dile getiriyorum. Bununla birlikte yayılmacı politikayı savunabilmek için Dünya’nın en çok kazanan 10 şirketinden en az biri olunabilmesi şarttır.

Osmanlı’nın adalet anlayışını istiyorsanız, şu anda mevcut iktidarın adalet dışı uygulamalarına daha gür seda ile karşı çıkılmasını beklerim. Eğer Türkiye’de adalet bulamayan bir tek kişinin Batı’nın “İnsan Hakları” mahkemeleri kapısında adalet bulmaya çalışması söz konusu ise bırakın Osmanlı’ya dönmeyi Batı’nın adaletini, insan haklarını sorgulamamız, tatbik etmemiz hatta onları geçmemiz gerekir.

Osmanlı’nın İslami değerlere bağlılığını istiyorsanız, günümüz Türkiye’sinde yaşanan dini tahribatın önüne geçmeden, eleştirmeden başlamak mümkün değildir. Sırf menfaati uğruna “yolsuzluk hırsızlık değildir”, “Parti yüzde yirmi çaldı”, “akrabayı koru kolla (?)” gibi ifadelerle birtakım çevrelere dini argüman geliştiren din adamları ve siyasetçilerin tutumuna karşı bir başkaldırı yapabilen bir kanaat önderi var mı? Bu eleştirileri yapamadığımız zaman sopanın sağcının veya solcunun eline geçmesi önemli değildir. İslami iktidarların ne kadar İslami değerlere hassas olduğunu etkili bir şekilde göstermesi çok daha önemlidir.

Osmanlı’nın “İslami Birlik” modelini istiyorsanız, önce Türkiye’de yaşanan kendi ayrılıklarımızın son bulması gerekir. Bir siyasetçinin meydandaki hakaretlerine alkış tutmak bir birliğin sonucu değil ayrışmanın, ayrıştırılmanın piyonu olmaktır. Cemaat kanaat önderlerinin aynı masada yemek yiyemediği bir toplumda İslami liderliğe kalkışmak abesle iştigaldir.   

Kuru kuruna “Osmanlıyı istiyoruz” demek beleşçiliktir. Yani Yeni Dünyanın standartlarına ulaşmamanın bilinçaltındaki yarattığı ezikliktir. Bundan kurtulabilmenin ön şartı ise mazide kalanları sindirmek, eleştirmek Yeni Dünyanın değerlerine eğilebilmek ile mümkündür.

Total Pageviews