Sep 22, 2014

İslam’da Cihad


Birçok Müslümanın hatta batılının cihad kavramı hakkında yeterince bilgiye sahip olmadığı veya bu konuyu eksik bildiği anlaşılmaktadır. Müslümana göre cihad yalnızca savaşta haklı gerekçe ile kan dökmek olarak yorumlanmakta; Batılı/gayrimüslim veya İslamafobi düşüncesinde hareket eden insana göre ise cihad (Jihad) adam öldürmek olarak anlaşılmakta ve bunun da İslami bir referans ile yapıldığını düşünmektedir.

Cihad kavram itibariyle “cehd” kökünden türetilmiş bir kavramdır. Bu kelime gayret etmek, çabalamak, çalışmak anlamlarına gelmektedir. İslam’da şüphesiz şartlar oluştuğu takdirde Cihad’ın yani savaşmanın meşru müdafaa rolü oluşabilir. Eğer bir topluluk/ülke üzerine savaş açılması hiçbir gerekçe gözetmeksizin yalnızca adam öldürme veya vergiye bağlama düşüncesinde hareket ediliyorsa bunun dünyevi yönü tartışılabilir; fakat İslami yönden bunun tasvip edilmediği anlaşılmaktadır. Bir Hadiste Hz. Muhammed (sav) gerekçesiz bir ülkeye saldırmayı temenni edilmemesi eğer savaş koşulları oluşsa bile bundan kurtulmanın yollarının aranması gerektiğini bizlere bildirmektedir.

“Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz. Karşılaştığınız zaman da sabır ve sebat gösteriniz.” [1]

Bir diğer Peygamber’in sözünde ise Cihad’ın yani gayret ve çabanın savaş ile sınırlı tutulamayacağı anlaşılmaktadır:

“Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad ediniz.” [2]

Bu Hadiste müşrik yani Allah’a şirk koşanlara karşı Müslümanların nasıl bir tavır içeresinde Cihad yapabileceği öğütlenmektedir. Bir Müslüman ülkesi menfaati gereği bağlı bulunduğu İslam toplumunu ön planda tutması gerektiğini yani ekonomik yönden de Cihad’ın mümkün olabileceği anlamı çıkmaktadır. Örneğin; İslam toplumunun kalkınması ve gelişmesi için bir yapılanmaya gitmesi gerektiği anlaşılır. Diğer anlatımda ise meşru müdafaa hakkının doğmasında sonra, zulüm ve haksızlığa karşı son çarenin savaş olacağı ve Müslümanların da canları pahasına bu savaşa katılmaları emrolunur. Dille Cihad ise İslam’ın barış, adalet, insan hakları mesajının en iyi ve etkili bir şekilde anlatılması ve Müslüman olmayanların bu konulara karşı dikkatinin çekilmesi vurgulanmaktadır. Dil ile cihadın etkili bir şekilde yapılabilmesi için de İslam düşüncesini benimsemiş, gereği kadar bilgi birikimine sahip kişiler tarafından yapılması da bu açıdan önemlidir.

İslam’da Savaş Hukuku
İslam’da savaş konusu, belki de bazı ahkâm konularından çok daha fazla işlenmiş, adalet vurgusunun savaşta dahi korunması prensibi çok önemli görülmüştür. Bir ayette Allah, Müslümanların savaş ile karşılaşılabileceği fakat bunun adalet duygusuna zarar vermemesi gerektiğini bildirmiştir:

“Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez” [3]

Tarihten bu yana İslam toplumu birçok savaş ve istilalar ile karşı karşıya gelmiştir. Fakat savaşta karşı karşıya gelen tarafların uymak zorunda olduğu birçok konu vardır. Savaşın tahakkuk etmemesi için elçiler vasıtasıyla sulha davet esastır. Sulh sağlanamıyorsa, vergi (Cizye) ödemesi şartı aranır. Taraflar eğer savaşı kabul ederse savaş yapılır. Fakat şu hususlarda İslam Savaş Hukukunun korunması gerektiği ayet ve hadislerde bildirilir. Aman diyen yani teslim olana karşı tutum, savaşta ölenlerin bedeni ile oynama, İslam’ı kabul edene (Sadece dille söylemesi yeterlidir, kalple inanmasa bile), yaşlı, çocuk, kadın ve hasta insanlara karşı saldırmanın kesinlikle yasak oluşu, mamur (inşa edilmiş yapı veya ev) malzemelere karşı yapılacak tahribat (özellikle Kilise veya Sinagog gibi), rehinelere karşı zulüm ve işkence, namusların ve şereflerin lekelenmemesi gibi daha birçok konu hakkında İslam Savaş Hukuku esas alınır. Bunlara aykırı hareket edenler ise cezalandırılır. Hz. Muhammed (sav) devrinde bu uygulamalar çok sıkı kontrole tabi tutulmuştur. “Sulh (daima) hayırlıdır” [4] ayeti ile İslam’ın mesajının savaş ile değil barış ve sükunet ile sağlanması gerektiği Allah tarafından istenmektedir. Zulme, adaletsizliğe karşı caydırıcı gücün de savaş/ordu ile sağlanacağı vazgeçilmez bir gerçektir.

Günümüzde yaşanan kargaşa ve savaşlara bakıldığında İslami ilkelerin çok çok gerisinde hareket edildiği görülmektedir. Birinci Dünya Savaşı’nda Asya’da demiryolu işinde çalıştırılan esirlerin durumundan tutun, Almanya’da, Polonya’da Yahudi damgası ile ortalıkta dolaşmanın ve sinek kadar değerin olmadığı toplumda İslam’ın Savaş Hukuku’nun ne demek olduğunu ve her ne kadar savaş arzulamamanın ötesinde toplumların İslam Savaş Hukukuna da ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Şüphesiz savaş insanoğlunun bir hırsıdır, kötü yönüdür. Savaşta cihad yine adaletsizliğe bir başkaldırı olması gerekir.


[1] Buhârî, Cihâd 112; Müslim, Cihâd 20. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 89
[2] Ebû Dâvûd, Cihâd 18. Ayrıca bk. Nesâî, Cihâd 2, 48
[3] Bakara Sûresi,190
[4] Nisa Sûresi,128

Total Pageviews