Jul 16, 2014

Marka Müslümanlığı

Bu kavram Üstat Necip Fazıl tarafından Müslüman toplumuna bir öz eleştiri niteliğinde kullanıldı. “Siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka Müslümanlarısınız!”  Bu söylem ile Üstad, İslam’dan bi-haber yaşayan sözde Müslüman geçinen, din tüccarlığı yapan, dini geçim ve varolma mücadelesi için kullanan, inandığı gibi yaşamayan bir nesilden bahseder. Yani kısacası müslüman kimliğini bir marka vesile yapandır bu müslümanlar… Dinin kıstaslarının bir kısmını veya hiçbirini bilmeyen bir nesilden de bahsetmek gerekir. Peki İslam’ın yeteri kadar bilinmemesi en azından Fıkhi konulara vakıf olunmaması halinde ne gibi sıkıntılar yaşanmaktadır?...Örneğin çok az müslümanın İslam Klasik Eserlerini okumaya gayret etmesi, veya bir-iki eseri okuyup İslami düşünceye vakıf olduğunu zannetmesi de bu Marka Müslümanlığı anlayışını getirmektedir. İmam Gazali’nin İhya’sı, İbn-i Haldun’un Mukaddimesi,  İmam Rabbani’nin Mektubatı’nı, Kütüb-i Sitte’nin en az bir eserini, Divan Şiiri eserlerini, İbn-i Arabi’nin tasavvuf anlayışını bilmeden hakiki manada kaliteli müslüman kimliği oluşmaz. Müslüman toplumunun aydınlatılması konusu da önemlidir. Avam müslüman kimliği her dönemde toplumun ekserisini oluşturmuş olsa da gelenekçi çizgiden beslenen kaliteli din adamlarının gayretiyle avam halkın inanç dünyası zehirlenmeye müsaade edilmemiştir. Belki de günümüz müslümanların maruz kaldığı reformist zihniyetin sunduğu din algısı, müslümanların narkozlanması  ve akabinde yeni değerler sistemi aşılama gayretinin bu marka Müslümanlığı anlayışını doğurmuştur. Sahabe’nin hayatlarının sorgulanması onlara avam denilmesi, bin yıl öncesi doktrinleşen inanç sisteminin bir kenara itilmesi, Kuran Müslümanlığı anlayışının geliştirilmesi için gayret sarf edilmesi, Hadislerin inkar edilmesi, tekfir anlayışının basitleştirilmesi, tasavvufun reddedilmesi gibi birçok konuda İslami geleneğine taban tabana zıt görüşlerin türemesi bu ‘güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş’ bir müslüman modelini doğurmuştur.


Hizipleşme/Bedevileşme

Bedevi demek ‘medinat’ yani şehirleşememiş insan topluluğu için söylenen bir sosyolojik kavramdır. Bedevi toplumlarda kabilelerin varlığı çok önemlidir. Özellikle İslam öncesi hatta İslam sonrası da kabilecilik anlayışı güçlüydü. Şehir kültürünün kozmopolit yapısı ile zıt ve katı çizgilerle vücut bulmakta, düşünce yapısı dar bir alanda kalmaktadır bedevi kültürü. Bu da beraberinde ‘soy koruyuculuğu’ yani kabilelerin çıkarlarının belirli iktidar güçleri tarafından korunması anlamına geliyordu. Hizip olma, taraftar olma sadece güç dengelerinin korunması anlamına gelmekte, bazen dinin bile önüne geçen ve bir önceki neslin yaptıklarını devam ettirme (siyaset ve töre anlayışları) gayretine dayanmaktadır. İslam ise şehir kültürünün gerekliliğini, kabilecilik anlayışının kaldırılması esasına dayanmaktadır. Kuran’a göre bir müslüman belirli merkezlerin çıkarlarını korumak için dini inancından taviz veremez. Dinin özünün korunmasında taraf olabilir. İstişare (Katılımcı demokrasi) anlayışını benimser. Bu şu demektir: avam halkının çıkarlarının korunmasında siyasi bir mekanizma ve işlerlik kazandırılması ile olur. Hz. Peygamber’in Şura meclisinde sahabenin önde gelenlerinin fikir beyan etmesidir, aksine günümüz modern demokrasisinin avamın haklarının sınırlandırılması için birlik olma anlayışı demek değildir. Aslında ne kadar müreffeh bir dünya algısı içerisinde yaşadığımızı düşünsek bile birçok konuda ne kadar yetersiz olduğumuz ortadadır. Modern Demokrasi algısı ile ‘işte sen de söz sahibisin’ anlayışı bilhassa doğu toplumlarının bu mekanizmayı tam anlamaması, hâlâ hizip anlayışında değerlendirmesi ile Hz. Muhammed (sav) döneminde uygulanan modelden çok daha geri konumdadırlar. Örneğin günümüzde müşterek konularda bir masa etrafında konuşabilecekleri güçlü teşkilatlar elbette vardır. Fakat bağlayıcılığı, kararların uygulanabilirliği konusunda çok sıkıntılar yaşanmaktadır. Arap Birliği, Kuzey Afrika Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşların ağırlığı Dünya siyasi topluluklarına oranla daha pasiftir. 



Sünni Vs Şii (?)


Son olarak müslümanca bir tavır geliştirmenin nasıl olması gerektiği konusundaki yorumumu paylaşmak istedim.

“Yahudi zekâsının ürünü markalarını boykot edenlere şunu sormak istiyorum: Peki siz bu markalara karşı hangi alternatifleri üretebildiniz? Dünya piyasalarını sallayabilecek markalar geliştirebildiniz mi? Eğer 'Eee Yahudi bu, yapar' diyorsanız çoktan kaybetmişsinizdir... Çözüm ise İslam Dünyasının kabileci, bedevici kafasını bırakması; medeni teşkilat kültürünün aşılanması gerekliliğidir. Temcit pilavı gibi her bombardımandan sonra ortaya sürülen romantik boykot tavrının kayda değer bir etkisi yoktur. Zira bu boykotun romantik etkisi kısa vadeli olduğu da bir gerçektir...”


Total Pageviews