Jan 11, 2015

Günümüzün Firavun, Haman ve Karun’ları


Kuran’da bahsi geçen bu üç kişi Mısır’da yönetimi elinde bulunduran dönemin siyasi, dini ve iktisadi otoritelerini, oligarşik düzenini temsil etmekte, halkın üzerinde kurmuş oldukları baskıcı düzenin hamilleri olarak karşımıza çıkıyor.

Firavun düzeni bilindiği gibi siyasi oluşumun korunmasında belirli bir dini vasfı da kendisine hamleden, halkı kendisine köle eden, baskıcı bir düzen zincirinin lideridir. Aslında Mısır yöneticilerine Firavun adı verilmekte, bu düzenin yüzyıllar boyunca devam ettiğini de görmekteyiz. Tanrı Ra’nın oğlu anlamı taşımakta, belirli bir düzenin tesisi için gökten bir vasıf yüklenmesi de yönetim ve toplum sisteminde kendisine bir meşruiyet kazandırmaktadır.

Firavuni sistemde halkın çıkarları esas alınmaz. Belirli bir otoritenin korunması için her şey mubahtır anlayışına dayanır. Firavun sistemine tek başına bir siyasi oluşumun lideri olarak bakılmamalı, iktisadi gücü elinde bulunduran Karun, dinsel ve meşruiyet felsefesine uygun argüman üreten Haman ile birlikte hareket etmektedir. Kuran’da Firavuni oluşum anlatılırken bu üç ismin birden zikredilmesi konunun iyi anlaşılması için önemlidir.  

Kuran’da Haman ve Firavun ‘un aralarındaki münakaşada kendisine bir kule inşa edilmesini Haman’dan istemektedir. Hz. Musa’nın delillerine alternatif bir düşünce tesis etmek için Haman’ı bu konuda görevlendirdiği anlaşılıyor. Hz. Musa’nın halkı tek tanrılı bir inanca davet etmesini kendisine yediremeyen Firavun ’un son taktiği olarak Hz. Musa’nın Tanrısının da kendisine destek verdiği imajı oluşturmayı hedeflemektedir.

Karun ise Kuran’da mülkün sahibi, parasal değerlerin korunmasında söz sahibi olan, malın-mülkün asıl sahibinin kendisi olduğu ve buna kendi bilgisi sayesinde sahip olduğu bir kişilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında bu kişilik Kuran’da; “Derken Karun, ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, ‘Keşke Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı. Hakikat şu ki o, çok büyük devlet sahibidir’ dediler.”  (28:79) halkın Karun sistemine tam bir itaatini ve mülkün asıl sahibini unuttuklarını gösteriyor. Hâlbuki Kuran’da mal ve mülkün yalnızca zenginler arasında dolaşan bir meta olmaması gerektiği (59:7) açıkça bildirilmektedir. Günümüzde ise İslam toplumunda bariz bir Karunlaşma eğilimi hissedilmekte, ihalelerin belirli merkezler tarafından İktidar yani Firavuni sistemin desteğiyle pay edildiği bütün çıplaklığı ile görülmektedir. Devletin dini otoritesini elinde bulunduran Diyanet merciinin ise kendi alanına giren bir konuya tepkisiz kalması Firavuni sistemin din adamları tarafından da korunduğu Bakara Suresi’nin 159. Ayetinde   “İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz doğru yolu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lanet ediciler lanet eder.” çok iyi anlatılır.

Firavun, otoritesini korumak için her şeyi göze alan bir anlayıştadır. Musa geldiği zaman yine kendi taktiği ile yeni bir arayışa bürünür veya inanma eğilimi gösteren insanlara ceza verir, korkutur ve onları sindirir. Musa burada Hakk’ı temsil eden bir konumdadır ve sistemin altüst edilmesine çalışmaktadır.

Bel’am sıfatı Kuran’da; “Hakkı batıl ile örtmeyin ve hakkı gizlemeyin. (Kaldı ki) siz (gerçeği) biliyorsunuz.” (2:42) ayetinde de bildirildiği gibi Hakk’ın örtülmesinin mümessili Haman yani Bel’am sıfatlı kişilikleri anlatmaktadır. Günümüzde üç kuruşluk menfaat ve itibar için Allah’ın ayetini çarpıtan bir adama karşı koyamayan bir anlayış da Bel’am sıfatını korumasını yapan Firavuni sistemin temsilcileri Allah’ın otoritesinin bir kenara ittikleri görülmektedir. Bakara Suresi’nin 85. Ayetinde tam da bu konuyu şu şekilde anlatmaktadır:  “Yoksa siz, Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.”

Yolsuzluğun yani çalmanın hırsızlık sayılmayacağını bir din adamının göğsünü gere gere böyle bir açıklama yapması diğer bir Bel’am’laşma eğiliminin göstergesidir. Firavuni sistemin korunmasında dini argüman geliştirmek yine bu karakterin genel özelliğidir.

İslam’a en büyük zararı günümüzde Allah’ın ayetiyle işlenen günahlar vermektedir. İslam’a inanmayan insanlar, muhafazakar camiada gelişen Firavun, Haman ve Karun varyasyonlarını görerek İslam’dan daha da uzaklaşmakta, Hz. Muhammed (sav)’in değerler silsilesinden haberdar olmak istememekte, adeta kendilerince haklı olarak bir nefret geliştirmektedirler.

Dec 14, 2014

Paralel Paranoyası Ticareti

"Paralel" sözcüğü ne zaman kullanılageldi diye sorarsanız; dönemin başbakanının yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından mitinglerinde geliştirdiği (eminim yine bir danışman tarafından) bir söylem olarak duymuş olduk. Paralel devlet/yapı ifadesi devlet sisteminin yanında polis-cemaat merkezli bir yapının da yer aldığı düşüncesiydi. Evet, devlet merkezli bir yapının yanında bir başka teşkilatlar gurubu diyebileceğimiz bir teşkilat silsilesi var. Sadece bu cemaatle de sınırlı olmadığı görülüyor. Bu teşkilat silsilesi veya şirket-holding düzeni devletin çıkarlarının dışında bir düzen oluşturduğu söylenebilir mi diye sormak lazım gelir.

Bu “cemaat” veya “Hizmet Hareketi” diye adlandırılan gurubun televizyon kanallarından üniversitelere, okullara, uluslararası ticarete kadar birçok merci içerisinde faal oldukları yadsınamaz bir gerçektir. Fakat devlet-cemaat ilişkisinde cemaat hangi konumdadır? Devletin memurlarının denetleyemediği bir gurup mudur? İmtiyaz sahibi olmuşlar mıdır? Evet, siz eğer eğitim adına bir şeyler yapacaksanız devletin desteği hatta onayı olmadan bunu yapamazsınız. Hizmet Hareketi, yaklaşık yirmi yılı aşkın çalışmamalarına hız kesmeden devam edebilmiştir. Her hükümet döneminde de kendilerine “öteki “ gözüyle bakılmıştır. Hükümetlerin desteği olmuştur diyebiliriz fakat devletin tüm olanaklarının seferber edildiği bir konuma sahip olamayacağı da bir gerçektir.

Fakat bugün gelinen noktada Hükümet, paralel paranoyasını oluştururken polisin ulaşmış olduğu deliller ve akabinde yapmış olduğu operasyonlar neticesinde rüşvet ve yolsuzluğun faturasını suçluya değil kendi yarattıkları bir cadının üzerine yıkmaya çalışmıştır. Bu cadı da cemaat olacaktır.

Bu cadı avını başlattıktan sonra Hükümet, kurmuş oldukları düzende kendileri ile iş yapan medya organlarını da arkasına alarak geceli-gündüzlü bir karalama ve yıpratma politikası yürütecektir. Her ne pahasına olursa olsun yaratılan yandaş medya hükümet lehine her türlü yolu mubah sayacaktır. Gazetecilik anlayışının toptan değiştiği veya değiştirilmek istendiği bir yapı kurulmuş olur. Özel yaratılan bu medya düzeninde menfaati gereği açıklama ve izah yapması istenen sözde programcı-gazeteci güruhun yeni izahlar ve iftiralar geliştirmesi, akabinde özel primlerin alınması önemlidir. Çünkü kendilerinin bile inanamayacağı bu iftira kampanyasına girişmeleri bunun sadece bir davanın sürdürülmesinin ötesinde rant ve işlerin yolunda sakin seyretmesi gerektiğini istemelerinden dolayıdır. Çalıştıkları medya kurumlarının vergilerinin silindiği belgelenmiş, ihalelerin ve oluşturulan havuzlara paraların pay edildiğine birçok insan şahit olmuştur.

Bu medya organlarında “paralel paranoyası” telkini ile bazı kesimin idrakleri, şuurları, ferasetleri darmadağın olmuştur. Neye, nasıl sarılacaklarını bilemeyip, ipe sapa gelmeyen izahlar, açıklamalar, fütursuzca yapılan söylemler ile kendilerini kandırıp bir düzen oluşturmaya çalıştılar... Kurdukları düzende bu güruhun neyin ne olduğunu bilinçaltlarında çok iyi muhafaza ettiklerini düşünüyorum... Bir gün o söylemleri birileri onlara hatırlattığında nasıl bir durum ortaya çıkacak gerçekten çok merak ediyorum. Eğer bugün vicdani bir sorumluluğa sahipseniz bu paranoya üzerinden kazandıklarınız yarın vicdanınızla birlikte benliğinizi perişan edeceğini unutmayın...

Total Pageviews