Jun 28, 2014

Oruç sadece aç kalmak değildir

Bir Ramazan ayına daha girmiş bulunmaktayız. Ramazan ayının manevi atmosferini yaşayan insanlar her konuda olduğu gibi sağlıklı bir Müslüman modelini her alanda hayatlarına uygulamaları ve örnek bir tavır sergilemeleri beklenmektedir. Ramazan ayı bu anlamda insanların daha fazla kaynaştığı, daha fazla yardımlaştığı ve birbirlerinin derdini anlamaya çalıştığı manevi bir aydır. Aslında insanların sadece Ramazan ayında sınırlı tuttuğu bu güzel davranışlar tüm yıllarına aksedebilse çok daha güzel neticeleri beraberinde getirecektir. Yardımlaşmanın, ibadet hazzının, güzel konuşmanın ve davranmanın ibadet olduğu dinimizde örnek müslüman modeli aslında ideal insan modelidir. Bir hadisi şerifte Müslüman olmanın vasıfları şu şekilde anlatılmaktadır:
"Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar. Müslümandan bir sıkıntıyı giderenin Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir müslümanın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını örter. " [1]

Ramazan ayında oruç tutmak mazereti bulunmayan Müslümanlara farz kılınmıştır. Oruç ibadeti bedeni bir ibadettir ve hadisi şerifte diğer bütün ibadetlerin kişi kendisi için, fakat sadece oruç ibadetinin yalnızca Allah için yapıldığını haber vermektedir:

“Oruç dışında insanoğlunun her ameli kendisi içindir. Oruç ise benim içindir ve mükâfatını da ben vereceğim.” [2]


Ramazan ayı bir şükür vesilesidir...
Oruç tutmak bedeni ihtiyaçların belirli zaman içerisinde durdurulmasıdır. Kişinin hem manevi terbiyesi hem de maddi terbiyesi olarak ifade edilebilir. Fakat oruç ibadetinin yalnızca insanın yeme-içme ihtiyacının sınırlandırılması olarak algılamak son derece tehlikeli bir anlayıştır. Allah oruç ibadetinin insanları bir eziyet olmadığını ve bağışlanma ve idrak bilincinin gelişmesi için yapılan bir ibadet olduğunu şu ayette biz müslümanlara bildirmektedir:

“Siz şükredip iman ettikten sonra Allah ne diye sizi cezalandırsın ki? Gerçekten Allah şükredenlerin mükâfatlarını bol bol verir ve her şeyi hakkıyla bilir.” [3]

Oruç ibadeti bütün yıl boyunca kazanmış olduğumuz mükafatların bir teşekkürüdür. Aslında elimizde bulunan imkanların değerini ve ibadet şuurunun daha fazla geliştiği, yardımların bu ayda daha fazla yapıldığı İslam’ın sosyal düzen anlayışının daha fazla uygulandığı bir aydır.

Kişi oruç tutarken bilincinde olması gereken birçok konu vardır. Bunlardan en önemlisi nimete şükür etme anlayışıdır. Aksi takdirde oruç ibadetinin hiçbir anlamı yoktur. Bir hadiste ise oruç tutan kimsenin yalnızca aç durmasını ve diğer tavırlarında Müslümanca bir çizgi izlememesinin kendisine hiçbir şey kazandırmayacağı anlatılmaktadır:

“Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terketmezse, Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez.” [4]

Oruç İbadeti Bir Bağışlanma Vesilesidir

Müslümanlar Ramazan ayının çok geniş bir çerçevede bir bağışlanma ve arınma ayı olduğunu idrak etmeli, yapmış olduğu ibadetlerin kat kat mükafatının verileceği müjdelerini öğrenmelidirler.

“Kim, faziletine inanarak ve karşılığını yalnızca Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” [5]

Hayırlı Ramazanlar…




[1] Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58. Ayırca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 38; Tirmizî, Hudûd 3, Birr 19; İbn Mâce, Mukaddime 17
[2] Buhârî, Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 163
[3] Nisa Suresi, 4/147
[4] Buhârî, Savm, 8, Ebû Dâvûd, Savm, 25
[5] Buhârî, Îmân, 28, Savm, 6; Müslim, Sıyâm, 203

Jun 25, 2014

Arap Sonbaharı

Arap Baharı'nın Ardından...
Tunus'ta Yasemin Devrimi'nin üzerinden dört yıl geçti. Tunus'ta yaşanan işsizlik, adaletsizlik ve ifade özgürlüğünü protesto etmek için birlerce insan bir üniversite öğrencisinin kendisini yakma girişimi ile bu protestoların başlangıcını oluşturdu. Arap Baharı bu anlamda İslam demokrasi anlayışının da bir anlamda sorgulanabilmesi ve dikta yönetimlerinin devrilebileceğini ön görmüştü. Bir üniversite öğrencisinin devrim niteliğinde bir olaya ister istemez bir kıvılcım olması entelektüel açıdan da tartışılması gereken bir konudur. Dünya üzerinde birçok İslam ülkesinde insanlar gerekçesiz öldürülebiliyorken nasıl oluyor da işsiz bir üniversite öğrencisinin sebze tezgahının elinden alınması ve ardından kendisini yakma girişimi kitleleri etkileyebiliyor bunu biraz irdelemek gerekiyor. Nazım Hikmet'in şu sözü konuya daha iyi bir anlam yüklemektedir. "Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?" Demek ki bazen ateş olup, aydınlık olup karanlık sistemlere, uyuşturulmuş kafalara yeni ufuklar, vizyonlar katmakmış...Şaire göre...
Tunus halkının eğitim seviyesi diğer Arap ülkelerine oranla biraz daha ileridedir. Protestocuların büyük bir kısmı örgütlenmiş, eğitim seviyesi yüksek guruplardan oluşmaktadır. Tabi internet teknolojisinin sağladığı iletişim olanakları da bu kitlelerin yönlendirilebilir ve ne istediğini bilen bir kitle olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. Sonuç olarak yönetimde yer alan 23 yıllık iktidar sahibi Zeynel Abidin dönemi kapanmış oldu. En azından bu olaylar kitlelerin tepkisinin bağlayıcı ve demokratik protesto hakkının yediden uyandırılması yönünden olumlu değerlendirilebilir. Yasemin Devrimi diğer Arap ülkelerine de sıçramış, halklara yönetimde bulunan kişileri daha güçlü sorgulama cesareti vermiştir. Belki de Arap Baharı sürecinde yaşananlar, Arap toplumunda liderlik rolünün gelecekte nasıl bir çizgiden geçeceğini bizlere gösterecektir.
Kuzey Afrika Devrim Trafiği
Tunus'un ardından İslam coğrafyasının bazı ülkelerinde devrim meşalesini taşımaya istekli guruplar oluştu. Bu olayların en önemlisi belki de Libya'nın 42 yıldır devrilmez lideri Muammer Kaddafi'nin yakalanıp hunharca öldürülmesi oldu. Libya'da bu iç savaşın nasıl ve hangi kaynaklardan beslenilerek kazanıldığı bence detaylı araştırılması gereken bir konudur. Libya ordusunun bu kadar kısa sürede saf değiştirmesi, Batılı devletlerin desteğine muhtaç olunması da tartışmalı karanlık bir devrim imajını oluşturmuştur. Burada en önemli konu belki de Muammer Kaddafi'nin linç edilerek öldürülmesi belki de şimdiye kadar rastlanmamış bir durumdur. Bu olay şu şekilde yorumlanabilir: kin dürtüsünün hangi boyutta olduğu; İslami değerlerden yoksun bir kitlenin böyle bir olayı Dünya basınına pazarlaması...Bu olayın doğru okunması ve iyi analiz edilmesi gerekmektedir. İslamofobi düşüncesi Batılıların gözünde tekrar bu olaylarla birlikte ayyuka çıktığı düşünülebilmektedir.
Demokrasiye Kavuşamamış Ülke: Mısır
Cuntacıların gölgesinde siyaset yapmak Mısır halkının en büyük sorunların biri. Hüsnü Mübarek'in devrilmesini Tahrir Meydanı'nda milyonların geceli gündüzlü demokrasi nöbeti ile başarılmıştı. Şu da unutulmamalıdır ki zamanında Hüsnü Mübarek de devrimle iş başına geçmişti.
Mısır siyasi hareketinin en önemli guruplarının başında gelen Müslüman Kardeşler'in cumhurbaşkanı adayı Muhammed Mursi'nin cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra bazı konularda katı ve tehditkar bir çizgide yürüdü. Bunun birkaç nedeni vardır. Müslüman Kardeşler (Ihvan) Hasan-El Benna'nın öncülüğünde kurulmuş sosyal bir örgüttü. Temel İslami uyanışı ve Mısır halkının sömürge devletlerinin baskısından kurtarılması gerektiği, Batılı devletlerin kültürel asimile politikasına karşı çalışma yürütülecekti. Müslüman Kardeşler'in Mısır politikasında yer alma girişimleri her dönemde baskı ve yıpratma ile sekteye uğramıştı. Muhammed Mursi de yönetimde birçok radikal kararlar alması ve baskı uygulaması nedeniyle muhalefet tarafında ağır eleştirilere maruz kaldı ve ardından da Tahrir Meydanı'nda Mursi karşıtları gösterilerine başladı. Belki de yürütülen bu politika onların tarih içerisinde zulme uğramalarının adeta bir hesabıydı. Bu politika iktidarın ele geçirilmesi ve ardından kendi kadro düzenini kurma çabası olarak yorumlanabilir. Esasen yönetimlerde ezici çoğunluğa sahip olmak hiçbir zaman her tavrın meşru görülmesini sağlamaz. Aslında bu durum günümüz Türkiye'sinde iktidarın tavrı ile de paralellik göstermektedir. Sonuç olarak seçimle iş başına gelen Mursi, darbe ile cumhurbaşkanlığı koltuğundan indirilmiş, Genelkurmay Başkanı Abdülfettah el Sisi yönetime el koymuştur. Mısır, Arap Baharı sürecinde bir ileri, iki geri adım atmıştır...Arap Baharı'ndan istediği sonucu kısmen elde etmenin buruk sevincini yaşamaktadır.
Suriye'nin Çıkmaz Yolu
Suriye'de meydana gelen ayaklanmaların çok kısa dönemde biteceği kehanetinde bulunan Türk ve dünya basını bu yaşanan iç savaşta adeta üç maymunu oynamaktadır. İlk günlerde servis edilen işkenceli ölümleri televizyonlarda göremiyoruz artık. Esed şöyle kötü böyle kötü...Demek ki Esed Saddam, Kaddafi, Mursi gibi yalnız değil. Arkasında belki sadık olarak tanımlayacağımız bir ordusu, arkasında kendisini seven belirli bir zümre halkın olduğunu görmekteyiz. Bununla birlikte İran, Rusya gibi güçlü devletlerin desteğini de almaktadır.
Suriye iç savaşının nasıl başladığı konusunda birkaç düşünce öne sürülmektedir: birincisi tamamen halkın Baas rejiminden mustarip olması ve yönetime karşı direniş başlatması olarak görülebilir, ikincisi ise kısmen toprak mülkiyetini elde bulunduran aşiretlerin desteği ile dışarıdan El-Kaide uzantılı bazı terör örgütlerinin profesyonel taktik geliştirerek yönetimi indirme girişimleri...
Baas rejiminin liderliğinde demokrasinin, insan haklarının yaşaması mümkün görülmeyebilir. Suriye rejimini sorgulamak, çözüm üretmek bu yönetimde Baas anlayışında imkansız görülebilir.
Önemle vurgulanmak istenen şey, Suriye rejiminin şeffaf bir şekilde seçimlere çoğulcu demokrasi anlayışında katılabilmesi esasına dayandırılmalıdır. Suriye halkı bu çıkmaz yoldan kurtulabilmesi için aşiretlerin veya bölgesel siyasi oluşumların desteği ile yeni bir parlamento sistemi oluşturulabilmeli, çok partili bir sistem içerisinde, halkın tam katılımı ile bir seçim sürecine gidilmelidir. Uluslararası medya kuruluşlarının hiçbir kısıtlama olmaksızın bu seyri izlemelerine imkan verilmelidir.
Arap Baharından Arap Sonbaharına Nasıl Gelindi?
İslam toplumlarında siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda sorunlar görülmektedir. İdeoloji saplantılı liderler, baskıcı yönetimler, iktidarı ele geçirme çabaları (silahla, terörizmle), serbest silahlı gurupların varlığı (?), kamu kurum ve kuruluşlarında denetlenebilirdik ve şeffaflık, ekonominin büyük bir kısmının dışa bağımlı olması gibi birçok alanda yaşanan geri kalmışlık büyük sorunları da beraberinde getirmektedir.
Sosyal alanda eğitimin nitelikli ve kaliteli olması gerekmektedir. Üniversiteler dış dünyaya dönük olmalı, diğer üniversitelerle entegrasyonu güçlü tutmalı, kültürel değerler, önyargılar sorgulanmalıdır. Kültürel değeri sorgulamanın gerekçesinde bahsetmek isterim. Düşüncenin tek boyuttan ele alınmaması gerektiğine savunmaktayım.
İdeolojileri iyi bilmenin yanı sıra ideolojinin insana ne kazandırdığını sorgulamalı, bu konuda saplantılı olunmamalı görüşündeyim. Lider saplantılı siyaset değil çoğulcu ve ılımlı liderlik esas alınmalıdır.
Baskıcı yönetimler her zaman bir kıvılcımla çok derin yaralar açmaktadır. Buna tarih içerisinde birçok defa tanık olduk.
İktidar, belirli zümrelerin güçlerini ve arzularını istediği gibi kullanabileceği düşüncesinden, imajından sıyrılmalı, hukuk önünde hesap verilebilme mekanizması son derece iyi işlemelidir. Adalet duygusunun zedelenmesi halinde siyaset-toplum ilişkisi çok derin yaralar almaktadır. Türkiye siyasetinin en büyük ve en önemli sorunlarından birisi de budur.
Son olarak da güçlü üniversitelerin işlevleri, düşünceyi ve ekonomiyi geliştirme misyonu, kaliteli üretim araçlarının kullanılması ile ekonomide dışa bağımlı anlayışı kısa süre içerisinde değiştirecektir. Tarih içerisinde bunun örneklerini birçok ülkede görmüş olduk.

Total Pageviews